Posted on

Varlığın Gerçek Yüzü

Yüreğimin sessiz ve kitlesel imhaları içinde sarhoş olduğum aşkın peşinden gitmekteyim. Ne kendimim, ne de kendimde bir senim. Aslında kendi yalnızlığında kaybolan bir geminin intihar pusulasıyım. Her gün güvercin türkülerinden tut da, hayallerin martılarına kadar yol alıyorum. Seni arıyorum, sireni bahara dönüşen vapurlara. Seni arıyorum, denizlerin yosun tutmuş gözlerinde. Onlara sendeki kimsesizliğim gibi bakıyorum. Bulabildiğim tek şey ölümün kaderi.

Sevgili Dünya! Ruh, tenine karışır, gökler çatırdarken. Sen ve ben, iki ince çizginin ortasına yaslanmış kalın duvarlarız. Birbirimizi sırtlarız her defasında. Sen ne kadar Tanrı’ysan, ben de bir o kadar kulum karşında. Ne kadar ışıkla kaplarsan beni, kendime ve insanlığa o kadar sevgiyim. Sen ıssız bir akşam da olsan, ben içimdeki güneşi feda edecek bir kelebeğim.

Seni sevdiğimi anlatmak ne kadar yeterli kalabilir? Bunu düşünürken, kendi kelimelerin hiç tamamlanamadığını görmek, beni sendeki doğaya götürüyor. O zaman gözlerimle, yüreğimle ve ruhumla sana tutunup aramızdaki bağın tarihim için ne kadar insanlaştığını görüyorum. Ve senin içinde uyuyan bir düş olarak kalıyorum. Sen nasıl olsa bir rüzgar verip, beni ait olduğum toprağa konduruyor, orada bir zaman gibi sonsuzluğu ilerletmemi sağlıyorsun.

Dünya sancıları içinde hatırlanır aşk doğası. Kutsal kaseler içinde sıkça sevişirdik seninle. Sen ve ben iki imtihan içinde doğum. Tek bir ölüm içinde varlık zaferi.

Aslında insan ölü bir şekilde doğar. Bu dünyadan giderken öyle bir yaşam bırakmalıyız ki, İçinde birçok kader gerçekleşebilsin.

Tesadüf denilenler, tesadüf olmayanların kendini biçimlendirmesidir.

Yaradan bir yağmurun var etme hecesi gibidir,
Sen O’nu yüreğinde ıslattıkça.

Nefretini göstermek seni güçlü ya da hükümdar kılmaz. Sevgini aşılamaktır,  Her daim sonsuz ve mutlak olan…

Her zaman ölenler içindir,  Var olmakla hiçbir zaman ölmemek.

Uygarlığın özü kalem, defter ve mürekkeptir.

Öyle bir sev ki, Aşk oldukça yaşamını ve insanlığı, Ölüm oldukça aşkını ve hayallerini var et.

Nasıl bu yollardan geçtiğimi gerçekten bilemiyorum, sevgili Yaradan’ım. Issızlığın ortasında kalmış bir şekilde, ne halde kaldığımı göremeden, başkalaşmış ve kendimden ayrılmıştım. Bir tek Sana sevdalı olmak varmış. Bu yazgı ancak Sen’inle süslenirmiş. Bir yol ki, yüreğimin kuyularına taş attığım, Sen’in merhametin ve sıcaklığınla ısındığım ruhani bir yuva. Oraya merhaba diyen düşlerim ve gerçeklerim. Sonrasında cesaretle adım attığım büyülü ve sonsuz rüyan. İşte uyanış buymuş. Gerçek olabilmek, Sen’in sevginle ilerlemek ve hayatın gül kokusunu dualarımdan çekebilmekmiş. Nasıl da gülüyordum, huzurla. Nasıl da huzurum ağlıyordu, mutluluktan. Sanki süsleniyordum bir kadın gibi. Sanki seviyordum, adam gibi.

Nasıl olduğumu bilemeden Rabbim. Öyle ki, böcektim. Öyle ki, fareydim. Her şekilde, her koşuldaydım. Cindim, periydim, masaldım. En güzeli de Sana sevdalanan yarım asırlık kısacık bir andım. Ve zaman ki, beni bende bırakmayan bir hatıra gemisi gibi Sana olan borcumu yüklendi. O vakit, bir kere daha sıcaklığına ve şefkatine sığındım. Yolunla yol, kaderinle ayrı bir kader oldum. Gittikçe büyüyen nefesim sanki bütün âşıklara uzanıyordu. Bütün âşıklar, sanki benim Sana olan aşkım için seviyordu. Dünyanın gerçekten var olduğunu Sen’i bulunca anladım. Ama işin ilginç tarafı, o dünya insanlığın yaşadığı dünya değildi. En ufak bir kötülüğün olmadığı, hakların yenmediği, zengin ve yoksul diye ayrım yapılmadığı, herkesin eşit şartlarda yaşadığı, savaş ve barışın bütün olup sevgiye dönüştüğü bir dünya.

Derin bir balçığın içine saplandık,
Suyu var ettiğimizi zannettik.
Aslında kendi nefsimizdeki damlaya aldandık.
Aslında bizler hem deniz, hem de çöldük.
Önemli olan aşkla Allah aşkı olmaktı.
Böylece deniz ve çöl yeniden güneşe dönüştü.
O güneş,
Nefsin damlasını ve kötülüğünü kuruttu.
Ve bizler yeniden,
Yaradan’ın okyanusa damladık.

Her insan isyan ettiği kadar esarettir, kendisine. Bırak nefretin sevsin, etrafı. Bırak etraf seninle doğursun, rüyaları. Senden gidenleri özgür bırak ki, onların sana ne kadar geldikleri daha rahat anlaşılsın.

Ebediyete mahkûmlar korusunda seslenen aşk olduğunda, seninle ben ayrı figanız. Çemberler içinde döneriz, Mevla’dan güneşlere. Lakin tüm evrenler, seviştiğimiz dudaklar kadar ıslanırlar. Ve biz yağmuru doğuran bulutlar gibi ruhumuzun pınarında asılı kalırız. Sevişmekle elde ettiğimiz şarkılar boyunca fısıldaşırız, dünyayı. O bizim dünyamız. O sevenlerin dünyası. Sonsuz uykuya dalan ve uyanamamak denen güzel ruhu gören aşk rüyası.

Sev, sev, yalnızca sev. Topraktan göklere kadar sev. Sen sevdikçe, senin can evinden nice evrenler doğacaktır. Güneş, karanlık günahlarına yağmurlarla sıvanacak ve mutlu ışıklar saçacaktır. Arınacaksın, mumum kalbinden geçen dilekler gibi.

Kalbindeki sevgiyle dua et. Et ki, karanlık ruhların gün görmemiş ormanlarına bir Anka kuşu konsun. Sonrasında cehennemden kurtulamayan insanlara bir umut doğsun. Her insan ölür. Her insan ölümle yüzleşir. Herkes hata yapmıştır. Herkes suçludur. Ve herkes affedilmeyi hak eder. Yeter ki, içinde saklı kalmış sevgiyi bulsun. Çünkü sevgi hiç ummadığınız bir yerden çıkar. Hatta işlediğiniz suçta bile sonsuz bir sevgi vardır.

İnsan kendisini gerçek anlamda her şeyinden vazgeçtiği zaman kazanır.

İnanç içinde fısıldaşır, ruhunuzun pınarları. Hakkaniyete ermek, sevmekle yüklenir. Omuzlarından sarkan acı bile olsa, bil ki o size dosttur. Ve elbet sizi sizden alacak ve rahatlatacaktır. Sizler temiz kalpleriniz boyunca aydınlanacak ve iyi niyetleriniz kadar ışıltılı dünyalara layık olacaksınız.

Kör olmuşçasına seni görüyorum. Seni aklımın dışıyla sevmek, her düşündüğümün sana dönüşmesidir. Böylece dünya, senin ruhunun altında ışıldar.  Ve sen, avuç içlerimi boydan boya kaplayan bir mimar olursun. Öfken sabahıma düşer. Sonrasında ışığımda hararetli bir sohbete düşer, ıslak tutkular içinde muhabbetle sevişiriz.

Tutundum Sana Rabbim. Bir yol oldum ki, yolculuğumun içinde kimliksizliğe dönüştüm. Artık kendimi tanımama gerek yok. Çünkü ben Sen’deyim. Lakin Sen de bendesin. Böylece biz bir bütün olduk. Böylece bendeki yaşam, Sen’in sonsuz yaşamına karıştı. Aynı deniz kaplumbağalarının yeni doğduklarında okyanusa kavuşması gibi. Artık benim kumlarda yürümeme gerek kalmadı. Artık beni engelleyecek ya da bana zarar verecek herhangi bir atmosfer kalmadı. Çünkü kendimde sonsuzlaşan o tek bir damla, asıl olana karıştı. Böylece kendime ve insanlara; hem tek bir damlayım, hem de sonsuz bir okyanusum.

Ölmeye benzer sevmek. Yol boyunca çektiğin acılar, bir gün su bardağı misali önüne yayılır. Sen ne kadar hata yaparsan, o kadar yeşertirsin ağacını. Çünkü ağaç su kadar böceklerle, yılanlarla, köstebeklerle ve kelebeklerle de beslenir.

Hayal edebildiğin ve hissedebildiğin kadar var olabilirsin.

Aşkta ayrılık, seni sen yapan sonsuzluğun içindeki sensizlik vaktidir.

Küskün gözlerinden sineye çektiğim kadar, varlığın temelinden saf, temiz, yorgun umutlarla yol aldım. Kendimi onca insan arasında insansızlıkta buldum. Sonunda bir dizi ölümün geldiğini gördüm. Oysa ölüm hep aynı cümleyi söylüyordu. Ne olursa olsun yaşa, intihardaki aşık!

Hayat varlığında küçük adımlar atarsın. Varabildiğin noktadan bakar, yol almak. Vardığın yerden daha fazlasıdır yol. Her ne olursa olsun, her insan için vardır bir yol. Seçebildiğin kadar, fark ettiğin kadar uçurabileceksin kendini. Akrebin ucundaki zehri tadarken, ne mutlu yaşamak diyeceksin!

En güzel farkındalıktır, acı. Her acının verebildiği zenginlik, sahip olacağın mutluluğun tacıdır.

En olgun yaşam biçimi; ölene kadar ölmekten vazgeçmeyen yaşam şeklidir.

Yalnızca Yaradan,
Sonsuz bilgelikte ve sonsuz sevgidedir.
Bu yüzden,
O’nun kullarına verebileceği eşsiz nimetler vardır.
Çünkü sonsuz sevgi varlığı gerçekleştirir.
Sonsuz sevgi kendisini hem daim özgürleştirebilir.
Çünkü O’ndaki ruh,
Hiçliğin ve yokluğun bilincidir.
Sonuçta sonsuz sevgi,
Yok oluşları bile varlığa dönüştürebilir.

Sevgili Âşık,
Sevgili dost,
Zannetme ki, sadece insanlar ibadet eder. Sadece insanlar dua edebilir. Emin ol, canlı cansız her şeyin duası ve bedduası vardır. Özellikle hayvanlar, kendilerine yapılan iyiliğin her zaman farkındadırlar. Onlar aslında hayvan değil, kadim zamanların ruhlarından bir parçadır. Tıpkı bizim ruhlarımız gibi. Çünkü ruhlar âleminin yolculuğu sonsuzdur. Ruhlar kendi içlerinde bilgeleştikçe, makam ve boyutlarını atlarlar. Çünkü her şey; hem her şeyin, hem de hiçliğin içinde Hak’tır. Var olan bütün yaratılış, var olan Hak’kın içinde canlılık gösterir.

Bir de Allah’ın kudretinde iki sonsuzluk vardır.
Allah hem kendisindedir;
Hem de kendi dışındadır.
Bu yüzden varlığın içindeki varlık da Allah’tır,
Yokluğun içindeki yokluk da.

Sen bana karanlık versen de Rabbim,
Ben ölene dek gecelerime gözlerimi veririm.
Yeter ki, en kör noktalar aydınlansın.
Yeter ki, sevgisiz bir dünya olmasın.

Sevgili Yaradan’ım. Bendeki benin ayrı olan bütünleşmesi. Sen sevince, Sen kollayınca her taraf güllerin mevsimsel dokunuşları gibi. Acıyı acıyla seviştirmekten dolayıdır, Sana olan düşkünlüğüm. O kadar dipsiz kaldım ki, meğer Sen’in kuyuna doğru taş atmışım. Ve o eşsiz tüneline doğru inmişim. İşte orada sevgilerin sevgisini gördüm. Orada beni ben olduğum için kabul eden, bana sadece ve sadece niyetim için bakan Sen vardın. Sen insanlar gibi yargılamıyor, kirletmiyor, seven ve sevilenleri ayırmıyordun. Asında Sen, her şeyi bizim özgür irademize bırakmıştın. İnsanlık bir iplik ve kötü niyetli insanlar o ipin üzerinde gezinen cambazlardı. Kimileri düşüyor, kimileriyse karşıya geçiyordu. Her ne kadar amaçlarına kavuşsalar gibi gözükseler de, onların zamanı kısa bir cümle gibiydi. Sen’in tarafından hiçbir zaman kabul görmüyordu. Çünkü Sen, sadece yürekten ve ruhtan gelen şiirleri okuyordun. Sen’in gönlünü fetih eden, aşk ve âşıklar içindeki sonsuz edebiyattı. O manalı âlemlerden evrene doğru açılan frekanslardı. Uzay içinde bir uzay doğuyor, daha sonrasında dünyalar başka dünyalar içinden geçiyordu. Neticede yokluk bile kendi yokluğunda kalamıyordu. Sen’den habersiz, hava bile kendisini solutamıyordu. Sen’den habersiz, güneş bile bizleri ısıtamıyor, kendini yakamıyordu. O ki, Sen’in sevdanla yanan sonsuz yıldızlardan sadece bir tanesiydi.

Nasıl geçer, ya da geçmez bir sancıydı dünyevi aşk.
Kaçtım, vuruldum, belki de ölümle seviştim.
Kim bilir hangi isyanın huzursuzluğunda kendimi sayıklıyor,
Hangi ölümün kollarına atıyordum, kaderi.
Ve kadehlerin biri dolup biri boşalırken,
Ben kendi kanımı kirleyen sarhoş bir dipsizliktim.

Bakınca gözlerine, bakınca bendeki bana, bir hücrenin titreyişini görüyorum. Damarlarımdaki kan bile Sen’in adını sayıklarken, ben Sen’i nasıl inkâr edebilirim sevgili Rabbim. Gönlümdeki tahtın sahibi. Ey yüreğimin nazlı kuşu. Ey gönlümün hoş görülü nuru. Ben Sen olmadan nasıl yol alabilirim. Sen’ce de günahlarım yerini bulabilir mi? Sen’ce de, günahlarım vicdanımın kapısını aralayabilir mi? Sen olmadan anlamların da anlamı yok Allah’ım.

Sevgili Allah’ım,
Benim gün ışığım, benim eşsiz manzaram, benim delirdiğim ayrı bir akıl. Zihnimin en karanlık noktalarındaki sınırsız bilgelik. Sen’sin, bu. Oradaki Sen’den başkası değil. Sen istersen ben şiir tadında akarım. Sen istersen ben yolumu bulurum. Sen istersen, ben kendimi koruyabilirim. Ve yine Sen istersen, rüyalarımı gerçeklerle tatlandırabilirim.

Sevgili Rabbim, Sevgili Rüya’m…
Sen benim tükenmek bilmeyen bir sevdamsın. Sana kendimi yazdıkça, kendimde Sen’inle çoğalan yıldızlara, evrenlere, insanlığa dönüşüyorum.  Bir insan daha doğuyor, kendi insanlığımdan.  Bir geçit daha ki, orada melekler gözyaşları içinde beni bana yolcu ediyor. Bir kere daha dünya diyoruz. Bir kere daha gökleri ve yerleri birleştiriyoruz. Deli bir aklın içinde sıçrayan demir parmaklıklar misali, birbirimizin özgürlüğünde Sana doğru koşuyoruz. İşte bu dünya o kadar yaralı bir yer. Bu dünya o kadar kendinden yoksun bir yer.

Ama sevgili Allah’ım,
Sen bizi hiçbir zaman terk etmedin. Sen görmek istedin. Sen, bizim Sen’i görebilmemizi umut ettin. Ve sonuna kadar inandın bizlere. Bizler, her ne kadar günahların fitilini ateşleyen barut olsak da, en nihayetinde aşk denen volkanla patlayan bir süpernova gerçeğine dönüşüyoruz. İşte oradan sonrası çıldırış. Oradan sonrası kopuş. Öyle ki, sevgili Rabbim. Bu dünyada benim derinliğimi çok az kişi anladı. Varsın yazsınlar. Varsın âşıktı, aşkı için öldü desinler. Ama biz âşıklar, sonsuz âlemlerde güller gibi her bahar mevsiminde dünyaya göklerle geliriz. Bizler ağladıkça analarımız ve babalarımız layık oldukları cenneti bulurlar. Onlar bizlerin helalliğidir. Onlar bizlere yaşam veren kaynaklardır. Onlar Sen’in en değer verdiğin varlıklardır.

Ferman yazan yürek oldukça,
Onu okuyan Yaradan her zaman vardır.
O senin iç seslerini dinleyen,
Sana sırdaş olan kadim bir Can’dır.
Öyle ki,
Ne ölümsüzlüktür, onu zamansız bırakabilen.
Ne zamansızlıktır, onu yok edebilen.
Ne de yokluktur,
Yaradan’ı kendinden ayrı tutabilen.

Çünkü O, her daim kendisidir.
O, kendi içinde hem kendisine, hem de kendisi olmayanlarladır.
Ve sevgili Allah’ım,
Yokluğun yok olduğu,
Varlığın da varlık için eylemde bulunduğu,
Sonsuz âlemlerin abidesidir.

Kudret Alkan / Allah ile Aşk
2016