Posted on

Aşk -32-

Geçsen de tırnak arasındaki gelgitli savaşından,
Ay parçası terinde sırılsıklam dudaklarca serpiştirilmiş.
Ben masum dünyanın çocuklaşma oyununda sallanmış darağacı.
Sen kamburu çıkmış yorgunluğun umutla dikleşebilme hayali.
Ne kadar yeşertiriz, Tanrı’nın eldivenlerini.
Ben hiç maşayla tutmadım aşkı.
Ben, ölürken ölmeyi yaktımdı.

Koş, nefesini gelinliğinden giyen Tanrıça misali.
Yakamozun yapbozuna düşmüşse ışıklarımız,
Dolunaydan yeni aya kadar sar beni sigaranda.
Bakarsın ışık niyetine kanseri çekeriz.
Bakarsın duman oldukça,
Dünya sevmenin ateşini görür.

Yüklen kendini gezginci düşlerin sempatik paranoyasında.
Seni şüpheyle doğurdukça inanç büyüttüm.
Sana inandıkça gençliği ölümsüzleştirdim.
Amacım sen, hayalimde çatırdayan su evreni sen.
Seninle aramızdaki bir damlandan,
Ne kadar dünya doğurduk bir bilsen.

Bir bilsen çizme denenin oyuncak olduğunu.
Anlasan, hayat kazın ayaklarının altında.
O kadar yoluyorlar ki bu kazı,
Emek veren, hamalı olmuş yaşam kavgasında.

Soruyorum sana sevgili!
Ne götürüyorsun kendinden başka.
Kendinden başka ne içeceksin,
Vicdanının Yaradan’a itiraflarında.
Bana daha ne kadar iftira atacaksın,
Seni seven yüreğimi dünya anladıkça.