Posted on

Her Yerde ve Her Şeyde – Kudret Alkan

Aşk mevsimine düştüm de, gardiyan oldu şafaklar. Nasıldır, rüyanın içinde poyraz olmak. İçimde Karadeniz türküsü. Kovalanan bir intiharın içinden geçen diriliş. Hepsi benden giden bir sen. Sen içinde bendir ki, beni sürekli sana doğru sevdiren.

Nerede yanıldığını bilmeden, ya da bildiklerinin içinde kendini sorgulara vermek. Kaç yıldır düşmüşsün, ya da nereden sallanıyorsun. Şafak da sen, gün batımı da sen. Bu dolunay, bu yeni ay içinde kendimi dipsiz bir fırtınanın gelgitlerine bıraktım. Ne kadar yol alsam da, içime düşen hayalin penceremde duruyor. Yağmurları sana benzetiyorum. Sevdamı sen eyleyip, gönlümü ölüme bir kez daha çiviliyorum.

Ben ölümden korkmam ki, o benden korksun. Çünkü ben aşk doluyum.
Çünkü ölüm küçük insanlara göredir.

Neyleyim, sevda bir kere zincir vurduysa. Bu aşk zamanından önce doğmuşsa.
Ben senin sonralarını ve öncelerini bildiğim için, seni senden daha iyi sana veren.
Aynı zamanda kendi içinde aykırı ve bir o kadar can alıcı bir dünyayı bırakan.
Her şeyi hiç edip de kendini terk eden.
Al işte bendeki hiç kimseleri. Bırakayım da onlar ulusun kör tepelerde. Avuçlar açılsın, Yaradan’ın topraklarına. Belki bir diyar gelir de, ansızın seni bana getirir. Ve biz, bir kere daha kaderin içinden geçeriz. Kol kola, göz göze, bakışları ateş eylercesine. Bir kere daha, ya da son kez göklere.

Bitiyor ve gönül seni istiyor. Nasıl olduğunu bilmeden susadım. Nasıl olduğunu bilmeden çöl oldum. Nasıl olduysa dağları enginleştirdim. Kendimi sana dönüştürdükçe, içimden senler doğdu…

Varsa içimde hiç kimse,
Benzesin sendeki herkese.
Belki o herkes beni doğurur, bir yerde.
Belki de o yer,
Bendeki kaderi sen eder, her şeyde.

Kudret Alkan

Posted on

Aşk Öldükçe Geri Döner

Sevgiyi Sevmek!
Ey Nirvana. Deli güneşin tutkusunda çocukça söylenen bendeki yangının mimarıydı. Oradan serpilen dünyanın harikaları, göz içinde oynaşan çocukluk bakışlarımda senin yudumlamanı doldururdu. Ben de seni yudumlayarak göğsüme doldurur, orada yutkunarak dünyanı kalbime harç yapardım. Sonrasında bir yuva oluşurdu. Kimsenin dokunamadığı kadar derin bir aşk inzivasının kapısını, penceresini, odalarını kapsardı. Benim en çok gömüldüğüm yer, sana ilk sarıldığım kanepeydi. Hatta seninle oynadığım yastık savaşlarında, iki çocuk bir ihtiyar havada uçuşan tüylerde düğümlenirdik. Kimsenin bizi çözemeyeceği şekilde birbirimize kaybolurduk. Bulunduğumuz yerse yalnızca ikimizin var olduğu ölümsüzlük olurdu. İşte Nirvana! Benim yüreğim, onu böyle sevmek ederdi.