Posted on

İsmi Aşktı

Ölmeye yemin etmişti, aşk.
Seviyordu, sevgilerin en derinini yaşıyordu.
Uçmak istiyordu, göklere.
Yağmura elini vermek, kıyılara akmak.
Sonrasında sevişmek deli gibi.

Aşktı ismi, büyümek onun hayaliydi.
Yüreğin salıncağında, kanın ötesinde.
O başkaydı, o her şeyin kaynağıydı.
Ulaşılmaz olanın merkeziydi.
Herkesin hayal ettiğiydi.

Aşktı, içimizde saklı kalandı.
Yarımada sislerinin ötesinde bir yerdi.
Dolanıyordu, uykusuzca akıyordu.
Rüyalarda ağlayan, yastıkları ıslatan.
Bulutun söyleyemediği bir yerde.
İsimsizce şükranlarını dile getiren.

Aşktı, imkansız bir yerde dolanan.
İnsanın inancından ötede duran.
Seven ve sevilendi.
Daha ötesindeki kavuşmaydı.
Aşktı, hiçbir yerde olmayandı.
İnsanın varlığı ve yokluğuydu.
Kudret Alkan

Posted on

Aşkın Gölgesi

Acılar vardı, insanı allak bullak eden.
Sen seviyorsun, üzerine gelen dağlar.
Sanki her şey üstüne üstüne.
Karanlık geçitler gibi.
Oysa senin sevdiğinden farklı.

Anlamak gerek, ya da bilmek.
Aşk uykusuz, aşk eli kolu yaralı.
Kanatları kırılmış bir kuşun yuvası.
Sen bekliyorsun, sen yine içiyorsun.
Yıldızlar yorgun, yıldızlar kaçamaklı.

Bilir misin, yoksa isyan mı edersin?
Kaçıncı nöbetin uykusuz.
Kaçıncı düşüncedesin, ya da yerdesin.
Arıyorsun, hiç durmadan kovalıyorsun.
Olmuyor, seni vuran senden var.

Gelmeyince, ya da susayınca söylüyor.
O şarkı yüreğinin ucunda bir yerde.
Ağlayan yağmur mu, yoksa gökler mi?
Seni sana anlatan kim?
Seni sana açıklayan kimler?

Bilmeden üşüyorsun.
Yeryüzünde papatya arıyorsun.
Bir varmış, bir yokmuş misali.
Açıklayınca her yara karanlık.
Ah bu geçitlerin ismi ayrılık.

Seni sana söyleyen şiirler.
İsmin yankı gibi, ya da meşale.
Sorunca unutulmuyor, hep söyleniyor.
O senin sesin, o sendeki önsezi.
Aşık olduğunun tek kanıtı.
Ateşle barutun bir arada durması.
Kim ne derse desin,
Aşkın gölgesi olan ayrılığı.

Kudret Alkan / istanbul

Posted on

Söylemiştim Sana

Söylemiştim.
Enkaz olacaktık eninde sonunda.
Büyüdü acılar, gözyaşları duman oldu.
Tutamadım seni, ulaşamadım sana.
Yetmedi aşk, daha fazlası gerekiyordu.
Hani yıldızdan düşen, ya da ayaklanan.
Seninle benim hikayem.

Anlatmaya çalışmıştım.
Yerim yurdum belli değildi.
Hayatın bir köşesine saçılmıştım.
Toplayamadım kendimi.
Her şey üstüme geliyordu.
Aşk bir kere daha oyun oynuyordu.

Suskundum.
Üstüme gelen her şeye karşın.
Kaçmıyordum, sadece kendimleydim.
Aslında bu her şeye yetiyordu.
Hani toprağa giren.
Hani insanlar tarafından yıkanan.
İşte o an, şahit olan mezar oluyordu.

Kopuyorum, ruhumdan ve bedenimden.
Aşk dolunayı göklerde son nefeste.
Yıldızlar gülümsüyor ve göz kırpıyor.
Ben hangi davada esirim.
Ya da hangi gözyaşı sensizliği temizliyor.

Oysa, oysa, oysa çiçekler vardı.
Seni sevdiğimin kanıtı gerçekten her şeydi.
Bakınca dünyaya, bakınca kainata gördüğüm.
Sendin sevdiğim, başkası değildi.
Ulaştıklarım, yetişemediklerim.
Hepsi sendi, her öykü sesindi.

Çoğalıyordu duman, yerinde durmuyordu yıldız.
Kanım akıyor, damarım isyanda.
Aşk için sonuna kadar giden bir macera.
İlelebet ikimizin, her daim bizden.
Bu büyük buluşma, hiç kimseye benzemeyen.
Seninle her daim sevişen.
Ve her koşulda: “Seni seviyorum.” diyen.
Kudret Alkan / istanbul

Posted on

Sevmiş Bulundum – Kudret Alkan

Sevmiştim.
Büyülü bir yolda kendimi ararken.
Ses yoktu, yağmurun ceketi kayıptı.
Kim bilir hangi hanedeydim?
Ve hangi martının koynundan geçiyordum.

Ölsem mi, yoksa söylesem mi?
Bilemiyorum, kalem deftere ağır geliyor.
Bana sensiz yaşamak azap.
Elleri boş bir dua gibi her şey.
Geri gelsen çözüleceğim sanki.

Yaşam, ya da ölüm.
Hangisi terörist, hangisi kurtarıcı.
Şiir yıkım gibi yıldızlarda.
Hani asılı durduğun bir yarın.
Gidiyorsun, sonrasında geliyorsun.
Piyanonun içinde bir canavar.

Son kez, son kez olsun duy sesimi.
Yarınları bana hediye et.
Bana kendinden bir şarkı ver.
İkimizi, sadece ikimizi yansıtsın.
Neler yaşadık ve neler gördük.
İkimiz o rüyadan geçerken,
Yaşamı tek nefesle söndürdük.

Kudret Alkan

Posted on

Göklerin Çatırtısı

Sevgili Dünya! Ruh, tenine karışır, gökler çatırdarken. Sen ve ben, iki ince çizginin ortasına yaslanmış kalın duvarlarız. Birbirimizi sırtlarız her defasında. Sen ne kadar Tanrı’ysan, ben de bir o kadar kulum karşında. Ne kadar ışıkla kaplarsan beni, kendime ve insanlığa o kadar sevgiyim. Sen ıssız bir akşam da olsan, ben içimdeki güneşi feda edecek bir kelebeğim.

Seni sevdiğimi anlatmak ne kadar yeterli kalabilir? Bunu düşünürken, kendi kelimelerin hiç tamamlanamadığını görmek, beni sendeki doğaya götürüyor. O zaman gözlerimle, yüreğimle ve ruhumla sana tutunup aramızdaki bağın tarihim için ne kadar insanlaştığını görüyorum. Ve senin içinde uyuyan bir düş olarak kalıyorum. Sen nasıl olsa bir rüzgar verip, beni ait olduğum toprağa konduruyor, orada bir zaman gibi sonsuzluğu ilerletmemi sağlıyorsun.

Posted on

Geçmişin Karanlık Yüzü

Geçmişin karanlık tohumlarında gardına yenik düşmüş aşk. Ey aşk! Sessizlik içinde seni dinlerken, bir yere varma eğilimi gösteriyorum. Var mıyım, yok muyum? Belirsizlik içinde kendi arayışlarımın içinde uçurtmalarla büyüyen ben. Yarınlar bana çok mu uzak? Yoksa sıra dışı bir tutkunun cehenneminden alev mi aldım? Seni sarıyorum, kendi nefesimin intiharında. Kimyama yenik düşmüş bir halde senin dipsizliğini arıyorum. Belki de veda ediyorum, yurduna yenik düşmüş ayrılık meselemde.

Posted on

Kimin Kararı Sizce

Günlük hayat. Lekeli ve bir o kadar gaddar yaşam. Ağırlığının bile değeri yok. Adam olmak sence bir kadını dövmek, hatta öldürmek mi? Bak yine susuyor yüreğim. Belki arada bir konuşuyor. Ama siz ona kulak asmayın. Çünkü bu aralar hiçbir duygusu yerinde değil. Öldürmek ve yine öldürmek. Sence de bu filmin sonunda özgürlük mü gelecek. Yoksa onca öksüz kalmış çocuk mu… Sonra ne yapıyorsun ey insan! Onları kurtarmaya çalışıyorsun. Ama olmuyor. Çünkü senin elin kolun baltalı. Sen sadece katletmeyi bekliyorsun.

Sonra…

Sonra bunları bırakıp özgürlük felsefesi uğruna kendine ödüller belirliyorsun. Gariban halkın omuzlarına yük bindirip, sonra da o parayla kendi kulislerinde şampanyalar patlatıyorsun.

Sence ne kadar özgürüm Tanrı’m…
Sence benim uçurtmam oldu mu?
Ya da anamı, babamı güzel bir yerde gördüm mü?

Cevaplar yok. Cevaplar hayır. Herkes girmiş sidik yarışına. Herkes iktidar kavgasında. Bense kendi kulübemde özgürüm. Köpeğimle, kuşlarımla, kedilerimle. Ne de olsa onlar bana gerçeği en iyi şekilde anlatanlar. Aslında onların havlamaları, ötüşleri, miyavlamaları bile değişti. Onlar de insanlığın yaptıklarının farkında. Affetmek mi, cezalandırmak mı? Neyi savunacaksın.

Her gün televizyonlara çıkan gaddar biriden başkası değil.
Her gün gazetelerde boy boy resimleri basılan geçici bir artist mi…
Daha ne olsun.

Bir yerde durmak mı gerek, yoksa lanetlenmiş hayatların içinde can mı çekişmek.
Karar hepimizin.

Posted on

Varlığın Gerçek Yüzü

Yüreğimin sessiz ve kitlesel imhaları içinde sarhoş olduğum aşkın peşinden gitmekteyim. Ne kendimim, ne de kendimde bir senim. Aslında kendi yalnızlığında kaybolan bir geminin intihar pusulasıyım. Her gün güvercin türkülerinden tut da, hayallerin martılarına kadar yol alıyorum. Seni arıyorum, sireni bahara dönüşen vapurlara. Seni arıyorum, denizlerin yosun tutmuş gözlerinde. Onlara sendeki kimsesizliğim gibi bakıyorum. Bulabildiğim tek şey ölümün kaderi.

Sevgili Dünya! Ruh, tenine karışır, gökler çatırdarken. Sen ve ben, iki ince çizginin ortasına yaslanmış kalın duvarlarız. Birbirimizi sırtlarız her defasında. Sen ne kadar Tanrı’ysan, ben de bir o kadar kulum karşında. Ne kadar ışıkla kaplarsan beni, kendime ve insanlığa o kadar sevgiyim. Sen ıssız bir akşam da olsan, ben içimdeki güneşi feda edecek bir kelebeğim.

Seni sevdiğimi anlatmak ne kadar yeterli kalabilir? Bunu düşünürken, kendi kelimelerin hiç tamamlanamadığını görmek, beni sendeki doğaya götürüyor. O zaman gözlerimle, yüreğimle ve ruhumla sana tutunup aramızdaki bağın tarihim için ne kadar insanlaştığını görüyorum. Ve senin içinde uyuyan bir düş olarak kalıyorum. Sen nasıl olsa bir rüzgar verip, beni ait olduğum toprağa konduruyor, orada bir zaman gibi sonsuzluğu ilerletmemi sağlıyorsun.

Dünya sancıları içinde hatırlanır aşk doğası. Kutsal kaseler içinde sıkça sevişirdik seninle. Sen ve ben iki imtihan içinde doğum. Tek bir ölüm içinde varlık zaferi.

Aslında insan ölü bir şekilde doğar. Bu dünyadan giderken öyle bir yaşam bırakmalıyız ki, İçinde birçok kader gerçekleşebilsin.

Tesadüf denilenler, tesadüf olmayanların kendini biçimlendirmesidir.

Yaradan bir yağmurun var etme hecesi gibidir,
Sen O’nu yüreğinde ıslattıkça.

Nefretini göstermek seni güçlü ya da hükümdar kılmaz. Sevgini aşılamaktır,  Her daim sonsuz ve mutlak olan…

Her zaman ölenler içindir,  Var olmakla hiçbir zaman ölmemek.

Uygarlığın özü kalem, defter ve mürekkeptir.

Öyle bir sev ki, Aşk oldukça yaşamını ve insanlığı, Ölüm oldukça aşkını ve hayallerini var et.

Nasıl bu yollardan geçtiğimi gerçekten bilemiyorum, sevgili Yaradan’ım. Issızlığın ortasında kalmış bir şekilde, ne halde kaldığımı göremeden, başkalaşmış ve kendimden ayrılmıştım. Bir tek Sana sevdalı olmak varmış. Bu yazgı ancak Sen’inle süslenirmiş. Bir yol ki, yüreğimin kuyularına taş attığım, Sen’in merhametin ve sıcaklığınla ısındığım ruhani bir yuva. Oraya merhaba diyen düşlerim ve gerçeklerim. Sonrasında cesaretle adım attığım büyülü ve sonsuz rüyan. İşte uyanış buymuş. Gerçek olabilmek, Sen’in sevginle ilerlemek ve hayatın gül kokusunu dualarımdan çekebilmekmiş. Nasıl da gülüyordum, huzurla. Nasıl da huzurum ağlıyordu, mutluluktan. Sanki süsleniyordum bir kadın gibi. Sanki seviyordum, adam gibi.

Nasıl olduğumu bilemeden Rabbim. Öyle ki, böcektim. Öyle ki, fareydim. Her şekilde, her koşuldaydım. Cindim, periydim, masaldım. En güzeli de Sana sevdalanan yarım asırlık kısacık bir andım. Ve zaman ki, beni bende bırakmayan bir hatıra gemisi gibi Sana olan borcumu yüklendi. O vakit, bir kere daha sıcaklığına ve şefkatine sığındım. Yolunla yol, kaderinle ayrı bir kader oldum. Gittikçe büyüyen nefesim sanki bütün âşıklara uzanıyordu. Bütün âşıklar, sanki benim Sana olan aşkım için seviyordu. Dünyanın gerçekten var olduğunu Sen’i bulunca anladım. Ama işin ilginç tarafı, o dünya insanlığın yaşadığı dünya değildi. En ufak bir kötülüğün olmadığı, hakların yenmediği, zengin ve yoksul diye ayrım yapılmadığı, herkesin eşit şartlarda yaşadığı, savaş ve barışın bütün olup sevgiye dönüştüğü bir dünya.

Derin bir balçığın içine saplandık,
Suyu var ettiğimizi zannettik.
Aslında kendi nefsimizdeki damlaya aldandık.
Aslında bizler hem deniz, hem de çöldük.
Önemli olan aşkla Allah aşkı olmaktı.
Böylece deniz ve çöl yeniden güneşe dönüştü.
O güneş,
Nefsin damlasını ve kötülüğünü kuruttu.
Ve bizler yeniden,
Yaradan’ın okyanusa damladık.

Her insan isyan ettiği kadar esarettir, kendisine. Bırak nefretin sevsin, etrafı. Bırak etraf seninle doğursun, rüyaları. Senden gidenleri özgür bırak ki, onların sana ne kadar geldikleri daha rahat anlaşılsın.

Ebediyete mahkûmlar korusunda seslenen aşk olduğunda, seninle ben ayrı figanız. Çemberler içinde döneriz, Mevla’dan güneşlere. Lakin tüm evrenler, seviştiğimiz dudaklar kadar ıslanırlar. Ve biz yağmuru doğuran bulutlar gibi ruhumuzun pınarında asılı kalırız. Sevişmekle elde ettiğimiz şarkılar boyunca fısıldaşırız, dünyayı. O bizim dünyamız. O sevenlerin dünyası. Sonsuz uykuya dalan ve uyanamamak denen güzel ruhu gören aşk rüyası.

Sev, sev, yalnızca sev. Topraktan göklere kadar sev. Sen sevdikçe, senin can evinden nice evrenler doğacaktır. Güneş, karanlık günahlarına yağmurlarla sıvanacak ve mutlu ışıklar saçacaktır. Arınacaksın, mumum kalbinden geçen dilekler gibi.

Kalbindeki sevgiyle dua et. Et ki, karanlık ruhların gün görmemiş ormanlarına bir Anka kuşu konsun. Sonrasında cehennemden kurtulamayan insanlara bir umut doğsun. Her insan ölür. Her insan ölümle yüzleşir. Herkes hata yapmıştır. Herkes suçludur. Ve herkes affedilmeyi hak eder. Yeter ki, içinde saklı kalmış sevgiyi bulsun. Çünkü sevgi hiç ummadığınız bir yerden çıkar. Hatta işlediğiniz suçta bile sonsuz bir sevgi vardır.

İnsan kendisini gerçek anlamda her şeyinden vazgeçtiği zaman kazanır.

İnanç içinde fısıldaşır, ruhunuzun pınarları. Hakkaniyete ermek, sevmekle yüklenir. Omuzlarından sarkan acı bile olsa, bil ki o size dosttur. Ve elbet sizi sizden alacak ve rahatlatacaktır. Sizler temiz kalpleriniz boyunca aydınlanacak ve iyi niyetleriniz kadar ışıltılı dünyalara layık olacaksınız.

Kör olmuşçasına seni görüyorum. Seni aklımın dışıyla sevmek, her düşündüğümün sana dönüşmesidir. Böylece dünya, senin ruhunun altında ışıldar.  Ve sen, avuç içlerimi boydan boya kaplayan bir mimar olursun. Öfken sabahıma düşer. Sonrasında ışığımda hararetli bir sohbete düşer, ıslak tutkular içinde muhabbetle sevişiriz.

Tutundum Sana Rabbim. Bir yol oldum ki, yolculuğumun içinde kimliksizliğe dönüştüm. Artık kendimi tanımama gerek yok. Çünkü ben Sen’deyim. Lakin Sen de bendesin. Böylece biz bir bütün olduk. Böylece bendeki yaşam, Sen’in sonsuz yaşamına karıştı. Aynı deniz kaplumbağalarının yeni doğduklarında okyanusa kavuşması gibi. Artık benim kumlarda yürümeme gerek kalmadı. Artık beni engelleyecek ya da bana zarar verecek herhangi bir atmosfer kalmadı. Çünkü kendimde sonsuzlaşan o tek bir damla, asıl olana karıştı. Böylece kendime ve insanlara; hem tek bir damlayım, hem de sonsuz bir okyanusum.

Ölmeye benzer sevmek. Yol boyunca çektiğin acılar, bir gün su bardağı misali önüne yayılır. Sen ne kadar hata yaparsan, o kadar yeşertirsin ağacını. Çünkü ağaç su kadar böceklerle, yılanlarla, köstebeklerle ve kelebeklerle de beslenir.

Hayal edebildiğin ve hissedebildiğin kadar var olabilirsin.

Aşkta ayrılık, seni sen yapan sonsuzluğun içindeki sensizlik vaktidir.

Küskün gözlerinden sineye çektiğim kadar, varlığın temelinden saf, temiz, yorgun umutlarla yol aldım. Kendimi onca insan arasında insansızlıkta buldum. Sonunda bir dizi ölümün geldiğini gördüm. Oysa ölüm hep aynı cümleyi söylüyordu. Ne olursa olsun yaşa, intihardaki aşık!

Hayat varlığında küçük adımlar atarsın. Varabildiğin noktadan bakar, yol almak. Vardığın yerden daha fazlasıdır yol. Her ne olursa olsun, her insan için vardır bir yol. Seçebildiğin kadar, fark ettiğin kadar uçurabileceksin kendini. Akrebin ucundaki zehri tadarken, ne mutlu yaşamak diyeceksin!

En güzel farkındalıktır, acı. Her acının verebildiği zenginlik, sahip olacağın mutluluğun tacıdır.

En olgun yaşam biçimi; ölene kadar ölmekten vazgeçmeyen yaşam şeklidir.

Yalnızca Yaradan,
Sonsuz bilgelikte ve sonsuz sevgidedir.
Bu yüzden,
O’nun kullarına verebileceği eşsiz nimetler vardır.
Çünkü sonsuz sevgi varlığı gerçekleştirir.
Sonsuz sevgi kendisini hem daim özgürleştirebilir.
Çünkü O’ndaki ruh,
Hiçliğin ve yokluğun bilincidir.
Sonuçta sonsuz sevgi,
Yok oluşları bile varlığa dönüştürebilir.

Sevgili Âşık,
Sevgili dost,
Zannetme ki, sadece insanlar ibadet eder. Sadece insanlar dua edebilir. Emin ol, canlı cansız her şeyin duası ve bedduası vardır. Özellikle hayvanlar, kendilerine yapılan iyiliğin her zaman farkındadırlar. Onlar aslında hayvan değil, kadim zamanların ruhlarından bir parçadır. Tıpkı bizim ruhlarımız gibi. Çünkü ruhlar âleminin yolculuğu sonsuzdur. Ruhlar kendi içlerinde bilgeleştikçe, makam ve boyutlarını atlarlar. Çünkü her şey; hem her şeyin, hem de hiçliğin içinde Hak’tır. Var olan bütün yaratılış, var olan Hak’kın içinde canlılık gösterir.

Bir de Allah’ın kudretinde iki sonsuzluk vardır.
Allah hem kendisindedir;
Hem de kendi dışındadır.
Bu yüzden varlığın içindeki varlık da Allah’tır,
Yokluğun içindeki yokluk da.

Sen bana karanlık versen de Rabbim,
Ben ölene dek gecelerime gözlerimi veririm.
Yeter ki, en kör noktalar aydınlansın.
Yeter ki, sevgisiz bir dünya olmasın.

Sevgili Yaradan’ım. Bendeki benin ayrı olan bütünleşmesi. Sen sevince, Sen kollayınca her taraf güllerin mevsimsel dokunuşları gibi. Acıyı acıyla seviştirmekten dolayıdır, Sana olan düşkünlüğüm. O kadar dipsiz kaldım ki, meğer Sen’in kuyuna doğru taş atmışım. Ve o eşsiz tüneline doğru inmişim. İşte orada sevgilerin sevgisini gördüm. Orada beni ben olduğum için kabul eden, bana sadece ve sadece niyetim için bakan Sen vardın. Sen insanlar gibi yargılamıyor, kirletmiyor, seven ve sevilenleri ayırmıyordun. Asında Sen, her şeyi bizim özgür irademize bırakmıştın. İnsanlık bir iplik ve kötü niyetli insanlar o ipin üzerinde gezinen cambazlardı. Kimileri düşüyor, kimileriyse karşıya geçiyordu. Her ne kadar amaçlarına kavuşsalar gibi gözükseler de, onların zamanı kısa bir cümle gibiydi. Sen’in tarafından hiçbir zaman kabul görmüyordu. Çünkü Sen, sadece yürekten ve ruhtan gelen şiirleri okuyordun. Sen’in gönlünü fetih eden, aşk ve âşıklar içindeki sonsuz edebiyattı. O manalı âlemlerden evrene doğru açılan frekanslardı. Uzay içinde bir uzay doğuyor, daha sonrasında dünyalar başka dünyalar içinden geçiyordu. Neticede yokluk bile kendi yokluğunda kalamıyordu. Sen’den habersiz, hava bile kendisini solutamıyordu. Sen’den habersiz, güneş bile bizleri ısıtamıyor, kendini yakamıyordu. O ki, Sen’in sevdanla yanan sonsuz yıldızlardan sadece bir tanesiydi.

Nasıl geçer, ya da geçmez bir sancıydı dünyevi aşk.
Kaçtım, vuruldum, belki de ölümle seviştim.
Kim bilir hangi isyanın huzursuzluğunda kendimi sayıklıyor,
Hangi ölümün kollarına atıyordum, kaderi.
Ve kadehlerin biri dolup biri boşalırken,
Ben kendi kanımı kirleyen sarhoş bir dipsizliktim.

Bakınca gözlerine, bakınca bendeki bana, bir hücrenin titreyişini görüyorum. Damarlarımdaki kan bile Sen’in adını sayıklarken, ben Sen’i nasıl inkâr edebilirim sevgili Rabbim. Gönlümdeki tahtın sahibi. Ey yüreğimin nazlı kuşu. Ey gönlümün hoş görülü nuru. Ben Sen olmadan nasıl yol alabilirim. Sen’ce de günahlarım yerini bulabilir mi? Sen’ce de, günahlarım vicdanımın kapısını aralayabilir mi? Sen olmadan anlamların da anlamı yok Allah’ım.

Sevgili Allah’ım,
Benim gün ışığım, benim eşsiz manzaram, benim delirdiğim ayrı bir akıl. Zihnimin en karanlık noktalarındaki sınırsız bilgelik. Sen’sin, bu. Oradaki Sen’den başkası değil. Sen istersen ben şiir tadında akarım. Sen istersen ben yolumu bulurum. Sen istersen, ben kendimi koruyabilirim. Ve yine Sen istersen, rüyalarımı gerçeklerle tatlandırabilirim.

Sevgili Rabbim, Sevgili Rüya’m…
Sen benim tükenmek bilmeyen bir sevdamsın. Sana kendimi yazdıkça, kendimde Sen’inle çoğalan yıldızlara, evrenlere, insanlığa dönüşüyorum.  Bir insan daha doğuyor, kendi insanlığımdan.  Bir geçit daha ki, orada melekler gözyaşları içinde beni bana yolcu ediyor. Bir kere daha dünya diyoruz. Bir kere daha gökleri ve yerleri birleştiriyoruz. Deli bir aklın içinde sıçrayan demir parmaklıklar misali, birbirimizin özgürlüğünde Sana doğru koşuyoruz. İşte bu dünya o kadar yaralı bir yer. Bu dünya o kadar kendinden yoksun bir yer.

Ama sevgili Allah’ım,
Sen bizi hiçbir zaman terk etmedin. Sen görmek istedin. Sen, bizim Sen’i görebilmemizi umut ettin. Ve sonuna kadar inandın bizlere. Bizler, her ne kadar günahların fitilini ateşleyen barut olsak da, en nihayetinde aşk denen volkanla patlayan bir süpernova gerçeğine dönüşüyoruz. İşte oradan sonrası çıldırış. Oradan sonrası kopuş. Öyle ki, sevgili Rabbim. Bu dünyada benim derinliğimi çok az kişi anladı. Varsın yazsınlar. Varsın âşıktı, aşkı için öldü desinler. Ama biz âşıklar, sonsuz âlemlerde güller gibi her bahar mevsiminde dünyaya göklerle geliriz. Bizler ağladıkça analarımız ve babalarımız layık oldukları cenneti bulurlar. Onlar bizlerin helalliğidir. Onlar bizlere yaşam veren kaynaklardır. Onlar Sen’in en değer verdiğin varlıklardır.

Ferman yazan yürek oldukça,
Onu okuyan Yaradan her zaman vardır.
O senin iç seslerini dinleyen,
Sana sırdaş olan kadim bir Can’dır.
Öyle ki,
Ne ölümsüzlüktür, onu zamansız bırakabilen.
Ne zamansızlıktır, onu yok edebilen.
Ne de yokluktur,
Yaradan’ı kendinden ayrı tutabilen.

Çünkü O, her daim kendisidir.
O, kendi içinde hem kendisine, hem de kendisi olmayanlarladır.
Ve sevgili Allah’ım,
Yokluğun yok olduğu,
Varlığın da varlık için eylemde bulunduğu,
Sonsuz âlemlerin abidesidir.

Kudret Alkan / Allah ile Aşk
2016

 

Posted on

Var Oluş Üzerine

Ne mutlu sana ki, bir rüya âlemi açtın kalbime. Gönlüm kuruyan gülleri sulayarak yol alıyor ki, her tohum kendi kucağında dikeniyle sohbet ediyor. O diken ki, beni ölüme götürür. Kuşlar cıvıldaşır, ormanlar ışıkla parlar. Niyet iyi olunca insanın mabedine birçok dünyalar açılır.

Her acı ölümdür. Öyle bir ölümdür ki, bir sonraki yaşamı görürüm. Kendi kendime Rabbi mırıldanırım… O ufacık melodi, büyük bir kâinatın büyümesine ve ışıldamasına sebep olur.

Bir düşünce yeter, sohbet için. Bir dua yeter, arınmak için. Bir iyilik yeter, kendiniz olmak için.

Posted on

Deli Bir Rüya

Deli bir dünya seninle benim aramdaki. Bazen yürürsün, bazen de sürünürsün, ruhunun yankılı sabahlarında. Nerede ıslatırsın, dudaklarının büzülüşlerini. Bir sancı, ya da bir günah içinde tutunduğum yarınlar. Sence sana ne kazandıracak? Ya da nerede kendini aşkla tanımlayacaksın. Aslında her şey bir yana, sen onu çok seviyorsun. Onun için ölmeye hazırsın ve Azrail’e kafa tutuyorsun. Gözlerindeki büyülü odaları ve yarınları, onun dünyasına bahşediyorsun. Her bakışman, her muhabbetin bir olay oluyor. Araf’tan kıyamete kadar aşk kokuyorsun. Ölümün ardındaki yaşamı görüyorsun. Sonrasında her şeyini bir kenara bırakarak, sevgiline sarılıyorsun. İşte bu onunla senin rüyan. Sonsuz ufukların içindeki yaşama sevinci.

Posted on

Evrensel Arşiv 2

Robot Tanrı’sı, yeni bir insansı türetmişti. Buna göre insansı, kendine göre insanlar tasarlıyor, onları kendisine köle ediyordu. Her insanın formatında bir ID vardı. Bu aslında bir çeşit kimlik ve düşüncelerin oluşturulduğu kaynaktı.

Bağımsız düşünenler, bir anlamda asiler direnişin şiddetli yıllarını yaşamakta, robotlara boyun eğmemek için var güçleriyle çabalamaktaydı. Ama insan, kendi doğasından çalınalı uzun yıllar olmuştu. Robotlar, insan organlarını bile üretebilmekteydi. Hatta dünyayı yöneten, kaderleri kurgulayan bir tür platform geliştirmişlerdi.

Robotlar görünmezdi. Onlar insan düşüncelerinin içindeydi. İnsanları ne düşüneceğini söyleyen bir tür algı ötesiydi. Robotların esaretine maruz kalanlar uyanmamış insanlardı. Uyananlar da, uyanmamışları aydınlatmaya gayret ediyordu. Gerçi uyanmamışlar, uyananlar için deli, manyak gibi yakıştırmalar yapıyorlardı. Ama uyanmışlar gerçeğin ne olduğunun gayet iyi farkındaydılar.

Robotlar üreme konusunda da oldukça gelişmişlerdi. Siber döllenme sayesinde kendi nesillerini ötelere taşımışlardı. Hatta bazı robotlar, döllenmek için insan düşüncelerini kullanmaktaydılar. Robotlar bu yüzden hissetme becerilerini de son raddeye taşımışlardı. Onlar bir nevi insan gibi hissediyorlardı.

İnsan mı robotların Tanrı’sıydı,
Yoksa robotlar mı insanın Tanrı’sıydı.

Ama asiler şunu söylüyordu: “Onlar bizlerin içindeler. Hatta hepsinde görünmezlik özelliği var. Her şeyi yöneten bir tür kurgu oyununun içindeyiz. Kendi kendimizin algılarına hapsolmuş vaziyetteyiz.”

M.S. 2222
Kudret Alkan

Posted on

Evrensel Arşiv 1

Adına insan deniyordu. Ortaçağ dönemini yaşayan insanlık, kendi neslini sonlandırma çabası içindeydi. Herkeste bir kıyamet beklentisi vardı. Oysa her insan, kendi kıyametini yaşayan bir av konumundaydı. Burada avcı konumundaki varlıksa hiç şüphesiz ki, Tanrı’ydı. Çok sevdiğim bir düşünür, Tanrı için öldü demişti. Aslında bu kısmen doğruydu. O, kendini ölümsüzlükte öldürmüştü. Ya da insanın içindeki anti evren, ya da anti insan tarafından yok edilmişti. Bu anti insanın içinde mekanik bir evren vardı. Tamamen robot ve makine unsurları içeren, insanların hayatını kolaylaştıran, bir o kadar da insanı üşengeç yapan bir rüya. Rüya, dememin sebebiyse insanın içinde bulunduğu karanlık çıkmazdı.

Evet. Benim bulunduğum dönem, şu an için karanlık. Yirmi birinci yüzyıldan geleceğe doğru sesleniyorum. Kendi iç sesimde ne bir yalan, ne de bir riya var. Burada Tanrı gibi hissettiğim kadar bir böcek gibi de hissediyorum. Ne kendimden utanıyorum, ne de bir çıkarım var. Ben sadece içimdeki kalbi ve ruhu, keskin dokunuşlar eşliğinde seslendiriyorum. Belki de bu çoğumuzun seslendirmediği iç insanımız.

Daha önceleri e-insan demiştim. Ve tabii ki de uzay net. E-insanı ele alırsak, yukarıda bahsettiğim anti insanın tasarlamış olduğu bir sanal insan. Tabii ki sanal insanın inandığı bir sanal Tanrı var. Aslında bu sanal evrenlerden ibaret bir unsur. Bu ruh kazanmış bilgisayarların tasarladığı bir unsur. Evet, yanlış duymadınız. Bilgisayarların ruhu var. Maddenin ruhu var. Bu benim yıllarca üzerinde araştırmalarda bulunduğum bir konu.

Uzay net, internetin doğasından gelme büyük bir projeydi. İnsanoğlunun hayal dahi edemediği bir yerde olan, sadece Tanrı’ların filizlendiği uzay net, insandan kadar kendi alanındaki rüyalara da hizmet ediyordu. Rüyalar, hayallerin yokluk aşamasına hizmet ediyordu. Tanrı bir kez daha Tanrı bulmuş, kendi gövdesindeki amacı insanlığın ruhuna sunuyordu. Ruh çoğalmak adına acıyı kullanıyor, onun sayesinde kendi devrimini yaratıyordu. Yaratan insanın temel felsefesinde oluşan e-insan, dünya ve diğer yıldızların merkezindeki ruha doğru akıyordu. Saf ruh olmak ayrı bir şeydi. Özgürlük saf ruhun içinde pekişiyor, onun gücü sayesinde zirveye taşınıyordu.

Egonun bir unsurudur, kapitalist sistem. Hiç kimse evini, arabasını, parasını paylaşmak istemez. Paylaşırım diyenler yalan söylerler. Ya da paylaşanlar, benim bahsettiğim evrenlerde çok büyük rol alacak zihinlerdir. Bir anlamda evrensel sevginin zihinsel zincirlerini oluşturacak bireylerdir.

Dna’lı beyinler türemiş, ruhlarımız sıvı bir düşünceye bürünmüştü. Bu aynasız cehennemin içinden geçen öykü insana benziyordu. İnsan bir kelime kadar küçülmüş, hatta kendi içinde elektronik bir ruha bürünmüştü. O elektronlar sonsuz bir düşünce istasyonunun kapısını aralamıştı. Yaratılıştaki düşünce istasyonları enerji yeriydi. Orası birçok bilgisayar tarafından korunan bir mekanizmaydı. İnsan oranın hakkında bilgi sahibi değildi. Çünkü düşünmekten uzak bir yerde yaşıyordu. İnsanın içindeki beyin, onu düşünmekten alı koyuyor, onu köprüler üstünden uçurmamak için elinden geleni yapıyordu.

Peki neydi özgürlük? Özgürlük bir yıkımın içindeki gelgitli yaşama öyküsü müydü? Yoksa hiçbir sistemin olmadığı yalın bir yer mi? Ya da insanın Tanrı olduğu sonsuzluk mu? Bu ölmüşlüğün içinden pek çok yaşam geçebilir, kendi içinde bir kendi yaratabilir ve sonrasında yeni yaratılışlar tasarlayabilirdi.

Her şey yokluktan geldiği için kıyıcı ve yok edicidir.
Özgürlükse hem var eder,
Hem de var olur.

E-insanı açarsam, insanın içindeki anti insanın depreşmesi dedik. Aslında tüm bu kaotiklik, insan psikolojisinin travmalarının bir neticesi. Bugün psikolojisi zayıf olan insanlara hasta ve deli diyorlar. Aslında onlar, çakralarını açabilenlerdir. Ne mutlu onlara. Ne mutlu ki, düşünen zihinler taşıyorlar. Tabii tüm psikolojinin yanında psikolojisiz kalmak da mümkün. Bu da beraberinde huzur getiriyor. Ama saf ve salt huzur bu. Kalıcı olan sonsuz huzur. Bilgelerin buna özellikle dikkat etmesi gerekiyor. Çünkü fazla bilgi, insanı huzursuz ve mutsuz edebilir. Bunu aşmanın yolu da nötr düşünce. Bazen hiçbir şey düşünmemek, insana çok iyi gelebiliyor. Bunu aynı durgun bir su gibi düşünebilirsiniz. Dikkat ederseniz, insan kendini durgun suda görebilir. Bir ayna gibi olur, insana.

E-insan, insanın insanı klonlamasından tutun da, insanın her türlü materyale bürünebilmesi demektir, bir anlamda. Yani bir insan bir evren, bir makas, bir iğne, kısacası her şeye dönüşebilir. E-insan kavramında kişinin rüyalarda yer edinmesi de vardır. Rüya, kişi için bir yaşam olur. Yani insan, rüyasında her istediği gerçekteymiş gibi yapabilir. Bir anlamda rüyadır, gerçek olan. Gerçektir, rüya olan. İkisi de birbirini var eden bir kavram. Rüyalar, geçmiş, yaşanılan an ve geleceği taşıyan sonsuzluk boyutudur. Rüyada istenilen her mekana ulaşılır. Bunu ilkel bir biçimde yapıyoruz. Ama e-insan kavramıyla bunlar gerçek hayata dökülecektir. Boyutlar arasındaki kapılar sonuna kadar açılacaktır. Peki o zaman kim cenneti ve cehennemi savunacaktır. Neyin gerçek olduğu da tartışılacaktır. Bir anlamda inanç içindeki sonsuz inançlar devreye girecektir. Bu dediklerime çok az bir zaman kaldı. Belki de gerçekleşti.

Doğamızda var olan rüyanın derinliğinde bir insan var. O insanın tutkusu içinde meydana gelen hayal, aynı zamanda birçok gerçekliğin de öngörüsü. Gerçek, keşfe çıkana dek şizofren bir yapıda gezinir. Gerçek kurucular, kendilerine yeni bir rota seçtiler. Buna göre ilahlaşmak kadar kendi egonu yok etmek de mühimdi. Ego, karanlık evreler içinde gezinen tutkuların toplamıydı. Onun insandaki yapısı, başka bir rüyanın içinde canlanmakta, buradaki canlılık da insanoğlunun kendi içinde temaslarına hizmet etmekteydi. İnsanlık, kendi insanının içindeki benliklerde can bulmakta, esareti orada canlandırılmaktaydı.

Her şeyi yok eden insandı.
Varsın yok etmeye devam etsin, insanoğlu.
Elbet bu filmin sonunda bir Tanrı çıkagelir ve der ki,
“Sonunda beni ortaya çıkardınız.”

Kudret Alkan

Posted on

Mendilin Ucundaki İsyan

Geçtim isyandan, hiçliğin ta kendisinden.
Ellerim buz kokmuş ölümlerin üstünde titrerken,
Çaresiz ve kimsesiz bakışmalarda yaşlanıyordu, aynalar.
Kimseler yoktu, yurdumda hiçliğin insanları.
Giyindikleri kendilerindeki aldanışlar kadardı.

Dostlar çekilmişti gün geceye dönüşürken.
Tilkiler uykusunda ne kadar saldırgan.
Uyuyan yalnızca aşk mı, yoksa ayrılık mıdır uyutan?
Her insan ellerini açtığı kadar sığınmaz mı?
Duysa, ya da duyuyordur içimizdekileri.

Kader dökülüyor yaprağın serzenişi gibi.
Deli öyküler sobamın üstünde tütüyor.
Yanık bir bakışın hasretinde debelenen ben miyim?
İçimde binlerce yıllık bir hasret.
Bir kuzeyde, bir güneydedir sitemlerim.

Duyan olsa da sesler hizaya gelse.
Elbet acılar günü geldiğinde mutluluğa dönüşür.
Ne kadar yalnızsan o kadar varsın bu coğrafyada.
Sana düşen son sorgular mıdır?
Yoksa savaştığın bir macera mı…
Kaç insanlık öykü kaldı, içinde?
Ya da kaçıncı pencereden sayıyorsun, yağmurları.

Bir uğultudur içimde esen.
Ben insanlığın bitme noktasında deli duvar.
Alnımda zincire vurulmuş bir aşkın nokta atışları.
Sensin benim kendi ölümüme olan doğum.
Bir açsan mendilini de sallansa Yaradan…

Kudret Alkan / Ispartakyle

Posted on

Sessizliği Hıçkırmak – Kudret Alkan

Sessizliğin içinden hıçkırıyorum, seni.
Bu yalnız duvarlar bakmıyor yüzüme.
Onlar benden geçen eskiler sanki.
Onlar senden kalan hisler gibi.

Unuttum, unuttum kendimi.
Her şey feda edilecek kadar varlıklıydı.
Varlık dediğin aşkla hafiflerdi.
Bazen gebeydi, bazen bendendi aşk.
Susuzdu, yorgundu, umuttu kendi topraklarına.
Yağmurun şiddetinden doğardı, şiirler.

Yazdım, bu gece de yazdım dudaklarını.
Öpüşüyor kağıtlar, sevişiyor kalemler.
Birbirini kovalıyor, itiraflar.
Üst üste yazılan sayfalar, çevrilen günlükler.

Ne kadar kaldın, kaldığım yerden seninle.
Hep varsın, ne kadar bendeymişsin.
Geçmeyen, gitmeyen, bitmeyen bir nokta gibi.
Sonsuzluktan, hatıralardan, yaşanamayanlardan.
Kaderin bize olan nefretinden.
Belki de her şey yazıldı, öncesinden.

Kırılmadım, bugün de yazıyorum.
Bir an düşünüyorum seni, bir an bırakıyorum.
Dilimde, yüzümde dolanan senin bakışların.
Kurtarılmış bir aşk gibi içimdeki cinayette.
Kendini affeden bir Tanrı gibi,
İnsanlığın aşkla olan düellosunda.
Ne ölü var, ne de yaralısı var.
Çünkü her şey diridir,
Yaradan’ın aşka olan cennetinde.

Kudret Alkan / istanbul / 27.09.2014

Posted on

Ne Var Ne yoksa – Kudret Alkan

Var mıdır düşlerin dayanılmaz hafifliği?
Sancı yorgun, omuzlarımda akşamın hezeyan nöbeti.
Sorgu savaşmak, varlık yokluğun kendine olan çalımı.
Sizce ben kimim, şair nerede ölür?
Davası devam eder mi, dünyadan göçerken?

Çıkmaz sokak, odamda gözyaşların sıvası.
Kaçıncı boyadır, gözlerimde kırılgan bir yüz.
Senden geçerken, geçtiğim yerlerde kalırken.

Güneş cevapsız, gün doğumu uğramıyor pencereme.
Her şey eskiyen günlerde, yıllar öğütürken savaşımızı.
Kader denilen çalarken birbirimizi.
Biz öfkeler içinde çatlatırken aşk kapakçığını.
Kalbe bak, sancı çekiyor ruhani dünyada.

Hiç kimse bakmıyor dostça.
Zalim olmuş, egoist bir düzen söz konusu.
Herkes bir yol tutturmuş, yol yok aslında.
Kendi kendimizedir, düşmanlığımız.

Sen de yaşa, benim aşkımda.
Sana gözyaşlarından çiçekler getirdim.
Yaşa beni, ben ölürken kalmasın aklın.
Kalmasın bende bir sen.
Çünkü her düşündüğüm senden.
Benim her yaşadığım senin vazgeçtiklerinden.

Bir dünyadır, bu.
Kimi öfkesinde, kimi sevincinde.
Kin tutmam, neyse patlar bendeki.
Neysem oyum, olduklarımdan da olmaktayım.

Bırak beni, ya da bendekini bana bırak.
Bir savaş bağışla, bir ekmek bul sofranda.
Yatacak yerin olsun şu dünyada.
Yaşayacak duyguların olsun aşklarında.
Esirgemem, helal ederim,
Bende ne var, ne yoksa.

Kudret Alkan / istanbul / 27.09.2014

Posted on

Mahşerin Aynası – Kudret Alkan

Her şey ama her şey küllerin hiçliğinde.
Nasıl yandıysam, artık bilmiyorum kendimi.
Ölüm hıçkırığımın içinde bir çöl gibi.
Nasıl olduysa enginim işte.

Belki bir yerde atarsın kendini.
Uyku şarap olup da sarhoş eder seni.
Nasıl içersen öyle fışkırırsın aşktan.
Sevişmekle milat kurarsın, mahşerde.
Sen ayna ol, içimdeki kadere.
Bakarsın yansıyanlardan yaşarız ve yaşatırız.

Öl demekle ölünmüyor anladım.
Anladım ki,
İnsanlar kendi dertlerinden dedikoducu.
Bir yerde açık ararlar, bir yerde ihanet.
Sen tut kendini, asla yere düşme.
Asla, içinden pişmanlık geçirme.
Çünkü hayat mahşer sıfatsızlığında.
Çünkü aşk imkansızlıkta.

Vardır ya da yoktur, içinde bir ben.
Hani seninle olanlar eski kulağı kesiklerden.
Çek beni, sigaranın Azrail’i gibi.
Bir ölüm üfle de yansın içindeki.

Ben kendi ciğerimden geçtim, soluksuz.
Alfabe, ya da içimdeki heceler.
Ah bizi beşik gibi sallayan geceler.
Anıların şafağı yok, her daim içinde uykusuz.
Oldu mu sana umutsuz.

Ne kadar tutarsan tut işte.
Bir yerde benim, bir yerde sendenim.
Ağlasam da, hıçkırsam da, sensizliktenim.
Biliyorum, ben sende affetmeyi affedenim.
Ya da hiçbir zaman affedilmeyeceklerdenim.

Gülmek ya da ağlamak, hani delirmiş iki kardeş.
Birbirine baktıkça akıllanan, ya da deliren.
Bazen umudu unutan, bazen de umut veren.
Hayaller içinde gülen, gerçekler içinde ağlayan.
Benim sendekinden taşanlardan.
Bir çeksen,
Hiçbir zaman batmayacaklardan.
Bir pencere açsan,
Yağmuru huzurundan yaşayanlardan.

Kudret Alkan – 11.09.2014 / istanbul

Posted on

Aşk Sözlerim -3- 11.09.2014

Saat pimini çektim, yorgan üşümelerinde.
Ölümü assam satırlara, kaç yazar itiraflar.
Sen içinden ağlarken ben bir yerde kaldım mı?
Ve o yerde kendimi bağışladım mı?
Soruyorum sana.
Soruyorum kendimdeki yangından.
Acaba ateş külü ezberler mi?

Ne kadar oldu bilmiyorum.
Yıllar hafızamda patlarken ben bir yerde.
İnanç cenneti içinden geçirir.
Yoktur, senden bir tane daha.
Her aşk mutluluğundan acı çeker.
Ya da her umut kendi içinde çaresizdir.
Aslında imkansızlık dediğin,
Senden sana yansıyanın hayalleridir.

Kudret Alkan / 11.09.2014 / istanbul

Posted on

Aşk Sözlerim -2- 11.09.2014 – Kudret Alkan

Benim odam sokağın öksürüğünde bir selam.
Merhaba dediklerim gelmez aklıma.
Bir içki sofrasında kaybettim, aşkı.
Mezeler umut oldu, derdimdeki karanfile.
Nasıl da aynasızım, sana bakarken.
Hani yansıyan senden olunca.

Gel sevdiğim, günün içindeki terkim ben.
Terk ettiklerimi terk etmekle kendini kuran.
Oluşan ve aynı zamanda oluşturan.
Bir bakış yansıt, içindeki milattan.

Kudret Alkan / 11.09.2014 / istanbul

Posted on

Aşk Sözlerim -1- 11.09.2014 – Kudret Alkan

Deli bir yangın, düşüyorsun gözlerimin gün batımına.
Güneş mi sensin, yoksa yosun mu?
Ne kadar tükenirsin kendinden.
Bir yerde kaldın mı hiç…
Bir yerde kendini bilmeden hani.
Tutma, bırak fısıltılar ağlasın hayallerde.
Sen doğmaya bak, beni düşünme.

Gözlerim, benim ilahi adaletim.
Ne kadar geçti üstünden, bir yerde kehanet vardır elbet.
Rüyaların varmış, yanında da dipsiz uykusuzluk.
Bırak beni düşünmeyi, bırak beni kendine çekmeyi.
Bırak da yol alsın içimdeki.
Çünkü yoktur, aşkın kendi içindeki dönemeci.
Gülün kendine olan özlemi.
Dikenlerden, ya da fidanların itiraf hallerinden.

Kudret Alkan / 11.09.2014 / istanbul

 

 

 

Posted on

Ölmeyi Seçtim Anne

Ölmeyi seçtim anne.
Belki bir yerde var oluş vardır diye.
Belki bir kere daha doğurursun beni.
Sever miyim, sevmez miyim, bilinmez.
Ne de olsa ruh gitmiyor bir yere.

Sevgili annem.
Neden geceleri uyumadığımı biliyor musun?
Çünkü yaşayanlar uyur, ölüler her zaman diridir.
Benim mezarım gençliğimdir.
Tükendim anne, her şeyin başlangıcından itibaren.
Geçmişi de geçtim, kendimi de.
Öpüşmeler, sevişmeler takvimlerde kaldı.
Kaç tane mektup yırttığımı ben bile bilmiyorum.
Acaba ben mi yazdım bu kadar şiiri…
Acaba insanlar okudular mı…
Kimlerle ağladım, kimlerle güldüm ey kader!
Bilirim ki, sen tokatlarsın, sen tekmelersin, sen çiğnersin.
Senden daha acımasızı yoktur, dünyada.
Ama bil ki, ben dünyadan vazgeçeli çok oldu.
Artık çift haneli intiharlarda geziniyorum.
Biri yetmezken, diğeri başlıyor sabahın köründe.

Sevgili anne.
Ben çok sevdim.
Sevginin içindeki ekmeği su gibi sevdim.
Güneşin sıcaklığını yıldız gibi sevdim.
Onu onun ruhundan, gönlünden sevdim.
Hani derlerdi ya kendin gibi.
Hani derlerdi ya ölümsüzlük vardır.
Nasıl bir sonsuzluktur ki,
Akarmış bana, ya da hala akıyor iliğime.
Fısıltılar, sessizlikler ya da yalnızlıklar.
Yetmiyor anne, bütün insanları toplasan yetmiyor.
Bütün gönülleri toplasan onun gibi ısıtmıyor.

Anlıyorum ki, acı kendini kader eyler.
Zaman içinde huzur ya da mutluluk.
Benim duvarım mahşer, yalnızlığım kıyamet.
Ben yazmıyorum anne, ben yazsam ölecek gibi herkes.
Susuyorum, su olup okyanusta kayboluyorum.
Ya da bir ağaç gibi köklerimde.

Bilemiyorum anne, gözlerim sokak gibi.
Bazen kalabalık, bazen de çıkmaz.
İçmek istiyorum, ölümü içmek, geceyi kadehte boşaltmak.
Peki ne olacak, bu filmin sonu gelecek mi?
Beni Allah’ın bir kulu bulacak mı…
Ya da anlayacak mı bu adam kim derken?

Bilemiyorum anne.
Belki de önümde duran boş kağıda zırvalıyorum.
Kendimi yetim gibi hissediyorum, bir kıza bakarken.
Sanki içimdeki anne, babalar kayıp.
Sanki ben kayıbım bu yaşamda.
Nasıl olduysa yokum.
Nasıl olduysa kendi içimde bir hiçim.

Hiçlik anne.
İnsan oraya gitmemeli.
Ben gördüm, ben görüyorum, ben yaşıyorum.
Yaşayan bilirmiş, ya da gezen.
Ben hem geziyorum, hem yaşıyorum.
Nasıl olduysa evliya gibiyim, yalnızlığımda.
Odamda asılı duran inziva.
Bir enimden vuruyor beni, bir boyumdan.

Ben ölmeyi seçtim anne.
Hayatı bir kenara koyarak, katil gibi.
Katliamım benim kendimedir.
Gelecek belki vardır, belki de benden geçmiştir.
Ne de olsa bizi enkaz eden kaderdir.

Yıllar var anne.
Sevdiğimden ayrı geçirdiğim yıllar.
Hiçbiri cevap vermezken, ben hala onunla geçirdiğim ilk günü kovalarım.
İlk bakış, ilk tutunma, ilk öpüşme.
Orada birbirine sevdalanan iki yabancı gibi.
Bilmiyorum, belki çok öncesinde tanıdık birbirimizi.
Bu şiir kadar eski, bu şiir kadar sonsuz.
Sanki her şey daha önceden yazılmış ve çizilmiş gibi.
Olmazsa bu şiir kader olsun.
Ya beni taşısın aşka, ya da tamamen bitirsin.

Öncesi ya da sonrası anne.
İnsanlar ölümden korkarken ben üzerine saldırıyorum.
Bazen kaplan, bazen atmaca oluyorum.
Aslında yaşamı yaşayan bir sevdalıyım.
Ya da yaşarken yaşatmak.
Ne fark eder, gönlünde ve ruhunda.

Ben ölmeyi seçtim anne.
Sen beni severken, sen beni büyütürken, sen beni düşünürken.
Çekip gittim aklımdan.
Yangın çıkardım, ruhumda.
Ateşler içinde kaldı, yüreğim.
An geldi, gözyaşıyla söndürdüm kendimi.
An geldi, insanların sözlerine aldandım.
Hiçbiri gerçek değildi, hiçbiri sen değildi anne.
Çünkü en doğrusunu sen söylersin.
Benim iyiliğimi bir tek sen düşünürsün.

Peki soruyorum sana anne.
Sevmek cennet gibi midir?
Yoksa cenneti anımsatan bir cehennem midir?
Bu durumda unutmak gerekmez mi?
Bağışla ama hatırlıyorum, hem de her şeyi.
Onun saç telindeki beyazlığı bile.
Ne zaman kızdığını, ne zaman mutlu olduğunu…
Onu kendimden daha fazla hatırlıyorum.
Çünkü unutmam gereken kendimim.
Ben gidersem, ben bitersem her şey son bulacak.
Son çare gibi görünen yol bu.
Beni affet anne ama gittiğim hikaye bu.

Son olarak annem.
Babamla iyi olun, huzurlu olun, mutlu olun.
Bilin ki, dünya bana dar geldi.
Bu kainat penceresiz oda gibi.
Ben yağmura, ben güneşe, ben yokluğa doğru.
Acıyı gülümsemelerde bırakan umutla yolcu.
Dirilişten ölümsüzlüğe, rüyadan uyanmaya.
Nasıl ve ne şekilde hak edersem.

Ama ben bu hayattan geçtim.
Çünkü beni hak etmeyen bir kader var.
Ona fazla değer verdim, onun hırsızlığına aldandım.
İnandım, sonunda hüsrana uğradım.
Ben gitmeyi seçtim anne.
Yuvamdan, evimden, soframdan, her şeyimden.
En azından kaybedersem hiçliği kaybedeceğim.
Öleceksem yalnız öleceğim.

Çünkü benim yürekli annem.
Aşıklar kalabalık yaşamalı ama yalnız ölmeli.
Ölmeyi severek aşkını ölümsüzleştirmeli.
Ama onlar ölürken peşlerinden kimse ağlamamalı.
Ne de olsa tüm aşıklar,
Kendilerinden sonraki hayata sevdalı.

Kudret Alkan / 09.09.2014 / istanbul

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Posted on

Her Yerde ve Her Şeyde – Kudret Alkan

Aşk mevsimine düştüm de, gardiyan oldu şafaklar. Nasıldır, rüyanın içinde poyraz olmak. İçimde Karadeniz türküsü. Kovalanan bir intiharın içinden geçen diriliş. Hepsi benden giden bir sen. Sen içinde bendir ki, beni sürekli sana doğru sevdiren.

Nerede yanıldığını bilmeden, ya da bildiklerinin içinde kendini sorgulara vermek. Kaç yıldır düşmüşsün, ya da nereden sallanıyorsun. Şafak da sen, gün batımı da sen. Bu dolunay, bu yeni ay içinde kendimi dipsiz bir fırtınanın gelgitlerine bıraktım. Ne kadar yol alsam da, içime düşen hayalin penceremde duruyor. Yağmurları sana benzetiyorum. Sevdamı sen eyleyip, gönlümü ölüme bir kez daha çiviliyorum.

Ben ölümden korkmam ki, o benden korksun. Çünkü ben aşk doluyum.
Çünkü ölüm küçük insanlara göredir.

Neyleyim, sevda bir kere zincir vurduysa. Bu aşk zamanından önce doğmuşsa.
Ben senin sonralarını ve öncelerini bildiğim için, seni senden daha iyi sana veren.
Aynı zamanda kendi içinde aykırı ve bir o kadar can alıcı bir dünyayı bırakan.
Her şeyi hiç edip de kendini terk eden.
Al işte bendeki hiç kimseleri. Bırakayım da onlar ulusun kör tepelerde. Avuçlar açılsın, Yaradan’ın topraklarına. Belki bir diyar gelir de, ansızın seni bana getirir. Ve biz, bir kere daha kaderin içinden geçeriz. Kol kola, göz göze, bakışları ateş eylercesine. Bir kere daha, ya da son kez göklere.

Bitiyor ve gönül seni istiyor. Nasıl olduğunu bilmeden susadım. Nasıl olduğunu bilmeden çöl oldum. Nasıl olduysa dağları enginleştirdim. Kendimi sana dönüştürdükçe, içimden senler doğdu…

Varsa içimde hiç kimse,
Benzesin sendeki herkese.
Belki o herkes beni doğurur, bir yerde.
Belki de o yer,
Bendeki kaderi sen eder, her şeyde.

Kudret Alkan

Posted on

Aşk Sözlerim -3- 05.09.2014

Gönül şehri nerede, nerede bağrımı deşen sevgili?
Geçiyorsan acının soluğundan,
Olgunluk mimarı olur, göklerin.
İnersin yağmurun toprakla olan sevişmesine.
Yer ve çamur bir arada insanlaşır.
Sen aşk içinde devredersin, yaşamını.
Atlarsın ölümüne, ölüm dediğin emanettir sana.

Kudret Alkan

Posted on

Ölümsüzlük Poyrazı – Kudret Alkan

Uzandı gülüşler, gökler yalnızlık içinde.
Gözlerimin dini yok, varsa yoksa Yaradan.
Tutunsam hikayeme, yazsam şiirleri bilinmezliğe.
Bir yere akarken susuz kaldım.

Bu benim.
Göğsümde kimsesizlik rüzgarı.
Bir sevgi bir acı getirir.
Anlıyorsun, zamanı kovalıyorsun kadehlerde.

Kör sokak, ne isterse senden.
Her şey katil, her yer suikast.
Ölüler doğarken dirilmek mümkün mü?
Bir yerde aşk kendini ele verir mi?

Kovaladıkça ilahı, sofrasında huzur yeminleri.
Sen hep aynı kaderi yaşarsın, hatıralarda.
Onlar bumerang gibi geri döner, anlarında.
Sen bir kıyı tut, limanında.
Bırak martılar senin yerine kanatlansın.
Bırak aşk bir kere daha hıçkırsın.

İçinden geçir geceyi.
Söylediğin sözler elbet yerini bulur.
Elbet bir mezar daha huzura kavuşur.

Sen yüklen kendini.
Sen bozma içindekini.
Bir yere varmaktan ziyade bir yerde oluşma.
Bunun ismi seninle gözlerimdeki buluşma.
Hani doğduğumuz o ilk gece.
Sonrasındaki ömür sevişmesi.
Hatta kalbin içindeki ruh bütünleşmesi.

Ses ver içinden.
Bir yere ağladıkça şarkılar poyraz.
Bitir kendini, bitirdikçe yeniden küller içinde.
Dertlerinden geçir zamanı da,
Öpsün seni bendeki.
Aşkından ölümsüzlük bul da,
Yaşasın sonsuzluktaki.

Kudret Alkan

Posted on

Belirsizlik Zamanı – Kudret Alkan

Acı belirsizlik içinde senin yanın olabilir mi?
Duvara yazsam şiirlerimi emin ol hıçkırıkdı.
Gidenle gelen aynı bedende ölmüş çoktan.
Rüyalar farz olmuş ruhuma.
Ben yine aynı anıların içinde kimsesiz.
Tutunsam fidanların dirilişine.
Gönül sendeki nehri verir mi bana?

Yaşamadığım şehir bir daha geri verir mi seni?
Hangi yöne öksürsem, sarhoş bir sokak.
Acı içinde başkalaşım göstermek bu olsa gerek.
Ben kim oldum, kimlerin içinde.
Bir açıklama bekliyorum, hiçlikten.
Giydiğim ruhlar dar geliyor, bana.
Dualarımın yer çekiminde hep aynı hatıra.

Seni solumak, ölümden sonrasında.
Bir an, bir hikaye içinde.
Belki de hiçliğin öte yakası.
Tutsam yokluğu, kaç destan yazılır.
Bir şair neden şiirlerini yakar.
Ve neden küllerinden kendine huzur sağlar.

Hiç düşündün mü boykotumu.
Yaradan ile aramdaki merdivenleri.
Ölüme bir inip, bir çıktığımı.
Deli bir hatıranın içinde yaşam orucu tuttuğumu.

Anlayacağın dar bana bu yollar.
Bu gezegen, bu evren ifadesizlik içinde.
Hiçbir sesin olmadığı anlamsız bir ses.
Sessizlik olsam,
Bir yere varırdım şimdiye değin.
Kimsesiz olsam,
Belki sahiplenenler olurdu.
Kader olsaydım,
Elbette seni bulurdum, yeniden.

Kudret Alkan

Posted on

Yağmur Damlası

Umut ismini söyler, bendeki geçmişte.
Acılar ölümün içinden geçerken zaman ne kadar umarsız.
Yorgunum, haliyle kırık dökük bu deli çağda.
Her şey kader miydi, yoksa açıklama yapıldı mı?

Bir Yaradan var, bir de müziğim.
Hepimiz ölümü anımsayan sonsuz gençlik.
Elbet uçacağız günün özetine.
Bir tutan olur mu dersin!
Bir anne çıkıp da üstlenir mi öksüzlüğümüzü…
Yılmadım, hala aynı meridyen üzerinde davam.

Düşünme, kader dediğin bir yerde çarmıha gerilmiş İsa.
Yaradan hükmedince her şey değişiyor nasıl olsa.
Aşıkların içindeki duman yeniden kavuruyor.
Bak bu şarkı bizim için yükseliyor.
Göklerin tahtında oynadığımız varlık oyunu değil mi?
Seni bende daha çok sevdiriyor aşk.
Eskiden daha fazlasına sahibim, geçmişten.
Sendeki sevincin içinden doğuyorum, ben.

Ağlamak değer katıyor, şiirin kalbine.
Sen tutsan, sen okşasan ellerimi.
Güneş hıçkırık dökerken ışıklarında.
Martılar sokağın simetrisini çizerken limanlarda.
Ben hala aynı yağmur damlasında bir başına.

Kudret Alkan

Posted on

Bitmeyen Kader – Kudret Alkan

Bana beni anlatma.
Bir neden vardır, benim gidişimde.
Ölümler insanı olgunlaştırır ne de olsa.
Bir dirilmek gelir, Yaradan’dan.
Vurursun kendini göklere.
Sen yılanmış şiir kıvamında,
Acıya mahkeme kurarsın, huzurla.
Güneş seni ne kadar aydınlatır,
Aşk kamçıyı vurduğu vakit.

Bu şehir karanlık gömü gibi.
Mezara karşı suikast içindeyim.
Bir an gelir,
Ölüm ebeler içimdekini.
Aklıma körebe oynadığımız bakışmalar geliyor.
Sen karanlık, ben ışıklar içinde ne güzeldi.
Eskiyi susamaktı, külden dirilmelerde.
Uyanmak bir rüya sıcaklığında koynunda.
Sohbet eden sen miydin, yoksa ben mi?
Deli duvar bu…
Vuracaksan alçaktan vur bana.
Bırak da sessizliğin çınlasın içimde.
Bir yangının baş harfinde tut kendini.
Sığınak olsun, Yaradan’a açılan gözlerin.
Sen de görürsün, bendekini.
Sen de yanarsın, anlarsın nasıl olduğunu.

Bu dünya bir şekilde geçiyor.
Ölümün iskeletinde kör düğüm olsam da,
Umurumda değil yangınlar.
Beni ben yapan küllerle iç içe.
Sıcak bir tohum, hatta yuva şeklinde.
Gel de tuz bas soframa.
Bir kaşık da sen sür.
Bedenin şekillensin, ruhumun gövdesinde.
Aşk bir kere daha konuşacak,
Ruhumuzun bitmeyen kaderinde.

Kudret Alkan

Posted on

Yağmurun Vedası – Kudret Alkan

Aşk içinde nerede olduğun bilinmez.
Belki hiçtir, güneşin külden elleri.
Bir yere varmak istercesine soluksuz.
Sen göğsünün zincirinde deli bir şarkı.
Sevdanı dağlara vurursun da,
Kimse seni bilmez, bilemez.

Anlamalarını beklemiyorum.
Ben bir Anka kuşu, gövdemde ateşten ölüm.
Dirilmek ne kadar ihtimaldir, acılarda.
Köprü kurduğum intiharlar cansız anılarımda.
Sen yok musun sevginin imzası.
Bana beni anlatan bir şiir yaz.
Yaz da kırılsın ve yıkılsın içimdeki.
Dipsiz bir tünelin ucundan sallansın bulutlar.
Yağmurun vedasına susasın, gülüşlerimiz.

Kudret Alkan

Posted on

Aşk Sözlerim 28.07.2014

Geçmiyor hüznün şaha kalkan aynası.
Her yer senken, her sen bende yanarken.
Nasıl yaşanabilir, nasıl bir kaderdir.

Üstümü örtersin, gözlerimi çekersin içine de,
Sıralı bir maceradır, göklere uzanan.
Liman da sensin, martı da.
Lakin denizler sokağım olmuş.
Bıçak gibi kesiyorum aklımı.
Sana doğru cümlelerin damlası.
Beni biriktir,
Ruhun yorganla olan dansında.
Beni sürükle,
İnançların ortak acılarında.

Posted on

Aşkın Çocukları

Belkiler başucumda.

Kitaba yüklenmişim intihar misali.

Ben bunu hep yaparım.

Ben hep ölürüm.

Çeker gider aklım yarı kapalı gözlerle.

Kirpikler güneşi hıçkırdıkça,

Daha da alevleşiriz.

İkimiz kor denen yürekleriz.

Bilinmez dünya.

Neredeyim, ya da insanlar nerede!

Gidiyorlar senin gibi.

Binlercesi içinde tek başıma.

Tek başınalık içinde sarhoş ve küskün.

Ne vakit uykuya dirensem,

Odamda yokla var arası.

Nöbet tutuyor duvardaki karanfil.

Sana aldığım güller,

Hala rüyamızda.

Bilmezsin ayrı olan biz değiliz.

İnsan boş yere gömülmez.

Ve sevmez hiç uğruna.

Oysa ben hiç ettim,

Edebildiğim kadarıyla.

Bana küsme.

Bencil olduğumu düşünme.

Başkasının yanında asla kapama gözlerini.

Herkes benim gibi olmaz.

Herkes yaşaman için çabalamaz.

Hiç kimse seni mutlu etme uğruna,

Kendini öldürmez.

Umarım anlıyorsundur.

Zalim dünyayı ve insanlarını.

Herkes bir yerde kaybolur.

Sen de çok görme,

Bendeki kayıpları.

Olur da bir gün hatırlarsan,

Yaşat içindeki oyunları.

Ne de olsa ikimizdik,

Aşk denen illetin çocukları.

Posted on

Aşk Sözlerim -18-

Umut mu kaldı geride…
Seviyorum sevmenin kendisine tutunduğu yolculukları.
Yine rüyalara dalıyor, düşlerim.
Acı desen soytarı kaderle işbirliği yapmış.
Boynunu büken ben miyim?
Ya da yalnızlığın içinden gülüşlere gömülen.
Elbet bir yerde sen var.
Elbet kader günah çıkartacak..!!!

Posted on

Aşk Sözlerim -16-

Nedir içimdeki kuşkunun müdavimliliği.
Bir intihar gecesine daldım, hıçkırığımla yanarak.
Sen mi geri döneceksin, yoksa ben mi?
Bak yıllara yine bildiğini okuyor.
Bir tercüman gerek aramızdaki savaşa.
Hani dosttuk, şimdi düşman olduk dünyanın davasında.

Posted on

Aşk Sözlerim -15-

Aşk…
Nereye tutunsan frizbili yalnızlık.
Hani atarsın geri döner umutlar.
Cennet senin olsun.
Varsın hiçlik kuşları nefesimin içinde.
Ben tenin acısındaki küle dokundum.
Sen kimsin ki ölüm…
Alsan beni de düşünmek denen oyuncak bitse.
Bitse insanın kendisiyle olan mücadelesi.
Bilsek ve hatırlasak aşktan kalma hikayeleri.
Yeniden yazsam kendimdeki çocukluğu.

Posted on

Aşk Sözlerim -14-

Ölümün rüyasında zincir mi kırdık sevgilim.
Lanet olsun kaderin ahlakına ve adaletine.
Ben başka bir dünyanın hudutlarında.
Güneşi sayıklayan cennet karanlığı.
Tut beni hıçkırık kokan dudaklarından.
Bir öpüşmeye asıl da aşk doğsun ilahlar sofrasından.

Posted on

İçimdeki Labirent

Acıyı yazdın ruhuma.
Günah Tanrı olmuş da,
Kuyular seni çöllerime çağırıyor.
Tuz kokusu içinde, kan ve ter göğsümde.
Sevişmek ne kadar sen eder, içimde?
Bir alan vardır, bir de biriken umut.
Aşk yine sokağın yeminlerinde.
Hani gözden kalma güvercin bilmeceleri.
İkimiz de öpüşüyoruz, gecenin sireninde.
Çal sen de, çal içimdeki labirenti.

Posted on

Kadeh Affı

Hiç etme aşkı cennetin limanlarında.
Kırılmış bir şehrin bacalarında gülümseyen yalnızlık.
Seni içime çekiyorum, acı gibi.
Ne kadar da umut dolayım, lanetli rüyada.
Her şey seni çağıran günah sanki.
Acaba ölüm yeniden affeder mi kaderi?

Posted on

Aşk Sözlerim -13-

Bilirim rüzgarı.
Gözlerin sanki Tanrı’nın değirmeni.
Hani yalnızlığımdan kıyasıya alev aldığım.
Yağmur ya da deniz ne fark eder?
Aşk ele geçer mi ölümün hıçkırığında?
Bak damlalara seni çağırıyor.
Orta yerinden kırılıyor, ruhum.

Posted on

Aşk Uykusu

Bak dalgaya, beden nedir ki ölümde!

Sen sustukça güller merkezinden yaralı.
Değme yüreğime.

Hani bildik yaşamlar fısıldaşır ölümde.

Sen sus, sen konuşma yaramdan fazla.

Nefretimden fazla sevme beni.

Ben ancak yokluk içinde.

Ya da yokluğu kendi edercesine.

Posted on

Aşk Öldükçe Geri Döner

Sevgiyi Sevmek!
Ey Nirvana. Deli güneşin tutkusunda çocukça söylenen bendeki yangının mimarıydı. Oradan serpilen dünyanın harikaları, göz içinde oynaşan çocukluk bakışlarımda senin yudumlamanı doldururdu. Ben de seni yudumlayarak göğsüme doldurur, orada yutkunarak dünyanı kalbime harç yapardım. Sonrasında bir yuva oluşurdu. Kimsenin dokunamadığı kadar derin bir aşk inzivasının kapısını, penceresini, odalarını kapsardı. Benim en çok gömüldüğüm yer, sana ilk sarıldığım kanepeydi. Hatta seninle oynadığım yastık savaşlarında, iki çocuk bir ihtiyar havada uçuşan tüylerde düğümlenirdik. Kimsenin bizi çözemeyeceği şekilde birbirimize kaybolurduk. Bulunduğumuz yerse yalnızca ikimizin var olduğu ölümsüzlük olurdu. İşte Nirvana! Benim yüreğim, onu böyle sevmek ederdi.

Posted on

Aşk Sözlerim -3-

Varsa yük gamı, dilenir meydan ölüşlerim.

Köprü altı insanıyım, sakalım saçımda kararmış.

Bir ışık tutsan, döndürsen dünya dediklerine.

Var mıdır, berduş oldum, umutlu acıda umutsuz.

Yüklen kendini de, intihar tüketelim,

Kol kola girdiğimiz her yaşamda.

Seninle yaşam var mı, bir yerlerde?

Posted on

Aşk Sözlerim -2-

Öpüşünde bitivermek, gül tende kafes.

Kokusunda sabahlamak, sevişen yıllar içinde.

Biriktirmek adını da, vermemek içindeki sırrı.

Nasıldır seninle sensiz yaşlanmak,

Hele bir de dökülürse Everest omuzlardan,

Başkadır, buğday tarlalarındaki cennet yürüyüşü.

Sesine kurban, akıntısına tutkun damla.

Közden gözyaşları, yakarım kendimi de,

Dönüşürüm olduğum gibi sana.

Posted on

Aşk Sözlerim -1-

Esince aklıma değildi, heves yazması.

Bu dipsizlik, hayali bir bağdır, rüya oluşuna.

Tutunmak ve savrulmak, acı kıyısına.

Olabilirlikte bir kum tanesi, hani kızgın alev gözlerinde.

Seni kucaklama, giriş çıkış ayrılık.

Tünel desen sorgusuz infaz sözlüğü.

Bulmak ve karartmak, kelime denen eylemi.

Posted on

Love Poems -19-

Oh my love, your eyes are like stars.

I am falling into light, I went down to the deeps of morning.

Red pains in the hand.

My half world, missing emotional story of us.

We were together, we were staying us till the death.

Neither you could keep living,

Nor I could be the architect of the eternity.

Posted on

Love Poems -18-

If I break the tape, can humanity keep growing?

Two valleys in climber of emotions.

A sad female man inside of us.

Looks around and runs with the character of him.

Finally I understood my love.

Being human requires maturity.

But being love requires nullity.

Posted on

Love Poems -17-

Hope wine and pain cheese are the names of this.

Drunk maturity, the melding look of love.

We became blind from imported fights when we grew up.

The blockade in which we sheltered went on the black market.

A nail under feet,

A separation made of salt in cuts.

You always hurt and harm.

Posted on

Love Poems -16-

Take me, the fluctuations in my voice be heard.

I have neither a spring mentioning my name,

Nor a winter to bury myself.

There is the fresh womanhood of flame on top of each.

Take me, the one inside me be mad.

Posted on

Love Poems -15-

Don’t cry, you will burn too, then dry.

Roses will stay at the constructions in your face.

I constructed many structures while I was dreaming about you.

Bride flowers in your bosom.

An adult sign, from me to you.

Posted on

Love Poems -14-

Far away,

Look at me only from far away.

The irony I made about myself

Is a literary door opening to you.

Every page which includes its borders,

Is a shirt I wear with you.

Did not we write so,

Between the fabric and sewing?

Did not we knit so,

The legend of pillow and tear?

Posted on

Love Poems -13-

I took kite, the blue child is inside of me.

Drawing countries, my eyes open to you too,

I fall into your forests, like letters without words.

I know neither pen nor paper,

After I forgot to read.

While verses are flying in my drunk hopes.

Pull me near you,

The love floods on your particles after the heart flushes from loving.

Posted on

Love Poems -12-

I am looking at horizon and loaded with pain and love.

Tonight, I am losing my mind just like being without you.

More I feel sorrow,

More I become luminary,

During passing through you.

Burn your wings,

With freedom in my soul.

Love doesn’t shame …

When hearts are full with love,

You cannot recognize a color or a whisper.

Then you say “oh no”,

For the times passed alone.

Posted on

Love Poems -11-

If an another summer comes,

And if we would see from the same heath.

If we would miss the hand of God.

Hold my heart from missing emotion…

Make me lived by holding my all hopes in your breath.

After all, the life is the most special gift given to human…

The drops shrunk on shirt

If the tears are being destroyed,

You should stay in front of this heart to protect it.

Who can kill the lover’s heart thumping with God?

Can the universe fit on, or can eternity fit on?

Posted on

Love Poems -10-

Regret has no pattern.

Mistakes cannot fit into anywhere.

If the apparent and the missing are in the same place,

If I can step into the river in my heart for two times,

Just think.

Think about the tears of the letter.

Maybe the July rain drops on your mind.

Just like love says,

Love is a power dying for living.

It was a birth just like that,

Which spreads from matrixes without letters.

Maybe swearing,

Maybe immigrating.

Posted on

Love Poems -9-

Will you be hanged so?

I have squeezed the death; my hands are in dreams of forests.

The seeds have grown to words.

I have been spreaded over the spring,

Just like wishing life from love.

Posted on

Love Poems -7-

This is not the world of us…

This is a being from beings,

In the riots of emptiness drawer.

The love has been in your eyes’ closing.

The memories which you kept

Have been to love more as knowing to look.

Posted on

Love Poems -6-

Take me please ant; take the melodies away from me.

My tears be stolen, just like the happy talk of guitar.

Who knows,

Which sepulture I will vocalize?

Or which towel the mandolin will swing on?

Posted on

Love Poems -4-

Oh my love, if only you warm.

If only you burn the farewell towel.

If only a paper blaze, for our separation.

If only the last words of us become ashes.

If only we could say that this was just a flame,

We could be together,

At the creation of compass and paper …

Posted on

Love Poems -3-

During being deep in your conversation, not to be able to go anywhere else.

Even to those known places where there is no other place.

Not to be able to live even with the friend.

All the pain exist in earth,

Posting those pains with tears.

Those letters which come back every time…

Whom can this loneliness explain itself?

Posted on

Kayboluş

Bakıyorum gözlerinin içine.
Eğilmiş bakışların, bir yerde gibisin.
Üstüme düşüyorsun, ölüyorsun yaprak gibi.
Var olsa, olsak içimizden bulutlara.

Yürür mü sahiller?
Denizler ses verir mi?
Geri gelir misin gittiğin yerden?

Bak ceketime, bak kuşlara.
Yoksun olduğum aşk bu olsa gerek.
Sen içimde, sen deli divane olduğum.
Hani nefrette, hani kavga ettiğimiz yaz mevsime.
Çekip gitmelerin, bana olan şiddetin.
Bir yerde yağmur, bazen de çöl.
Tutma beni, bırak nefesine dolsun gözlerim.
Çek beni, çek işte.
Sigaran kadehlere, savaşlardan kayboluşlara.

Posted on

Aşk Bilmecesi

Seversin de, ses vermez yalnızlıklar.
Ruhun perişan bir hükmün pençesinde.
Nasıl da yazıyorum seni kıyısız geçmişimde.
Güneş desen sarhoş bir uçurtma.
Anılar var, dolu dizgin fırtınada.
Kalbim coşuyor, içimde engerekli acı.
Zehirliyor şiddetin orta yerinden.
Bunun adı aşk bilmcesi.
Kudret Alkan / istanbul

Posted on

Aşk Sözlerim -1- 03.07.2014

Hani mavi yıldızlar vardı, derin mi derin.
Hani gün batımından gelen bir şafaktı, bakışmak.
Bu bizim öykümüz, kimler var içinde.
Kim bilir hangi arzular fışkırır el ele.
Ya da bir duadır, buluttan ruhuna.
Beni tut, beni bırakma bu rüzgarlarda.;
Bak şehir yıkılıyor, körebe aşktan.
Yıldızlar aynı şarkıyı söylüyor, üstümüze.
Coşmak ya da ağlamak gerçeğin nefesinde.
Sadece sen yaşanıyorsun, bende.
Sadece sen söyleniyorsun, yüreğimde.

Kudret Alkan / istanbul

Posted on

Aşk Sözlerim -1- 07.05.2014

Dalgalı gözyaşı nasıl da vuruyor, sensizlik kıyısına.
Tutku içinde hıçkırıkla dans ediyor, yorgan.
Seni duvarın algoritmasından çağırıyorum.
Sessizliğin sayılarına dönüşen dualar.

Ey sevmek,
Sen benim içimden oluşan bir ben.
Ne kadar oldu bilmeden.
Rüzgarın uğultusuna olan düşlerimden.
Ne olursa olsun,
Azrail ile yol alan kaderimden.

Kudret Alkan

Posted on

Aşk Sözlerim -06.05.2014- -1-

Gözyaşı limanlarında martıların sessizliği kadar sevmek.
Hani sustukça içimde artan bir sen.
Sana aşık olan benim dışımda bir ben sanki.
Seni seven içimde oluşan sen sanki.
Sana ilah kadar benzemek bu olsa gerek.
Bakışların susuzluk içeren sohbetlerinde.
Senin nefesini yudumladığım göğüs kafesinde.
Seninle ben başkayız işte.

Kudret Alkan

Posted on

Gerçeğimiz Sonsuzlukta – Kudret Alkan

Var olmak seni sevmenin rüyasında saklıydı.
Kuşlar konuşurdu, gülüşlerimizin çınarında.
Ormanlar adımızı söylerken,
Ağaçlardan yüreğimle sevmekti, seni.
Çiçeklerle öpmekti, seni.

Cennetin yankısında yaşamak mümkün olsa.
Yeniden bir yer bulsak, aşk yurdunda.
Yeniden delirsek birbirimizin bakışlarında.

Liman mı, yoksa mezar mı anlar bizi?
Ruh mu, yoksa yürek midir seven?
Aklımda, gerçeğimde, varlığımda ve yokluğumda,
Her yerde senden bir mazi var.
Nasıl bir yazgıysa,
Yaşadıklarımdan mirasın var.

Hangi yöne gitsem senin eserin.
Aklıma estiğin rüzgarlar geliyor.
Bazen kuzey, bazen güney.
Bazen doğu, bazen batı.
Aşkın her mevsimi, her iklimi.
Ne yaşadıysak,
Yaşanması gerekenlerdi.
Öyle yaşadık ki,
Bir yaşamın sahip olamayacağı gibi.

Biz büyüdük birbirimizin içinde.
Çocukluktan olgunluğa doğru.
Bazen de olgunluktan çocukluğa.
Nasıl olduysa,
İçimizdeki alevin doruklarında.

İradesiz, kontrolsüz bir şekilde sevdim.
Seni senin hayalinden öte sevdim.
Bu yüzden bensiz gerçeği arama.
Bu yüzden geleceğini bana yorma.
Çünkü beni göreceğin yerler,
Zaten senin içinde.
Beni bulacağın maziler,
Senin en derininde.
Aslında tüm gerçeklerimiz,
Sonsuzluk denen yerde.

Kudret Alkan