Posted on

İleriye Doğru

Çekip gideceksin dünyevi olgulardan.
Kaçıncı yüzyıl sarabilir ki, yaralarını?
Sen kendinden geçtiğin vaki, daha bedbaht.
Daha sisle dolu rüyan, uyandığında sabah.
Başka yerden doğuyor güneş, lekeli mevsim.
Mendilin yarısı yanık, diğer yarısı yalnız.
İnatçı olma, gözyaşında var bir kıyısızlık.

Makyajında üşümek, nasıldır bir bilsen.
Susamışsam seni, sadece kumaşınadır, adamlığım.
Gafil avlanmakla bulursun ya kalbini.
Bir hüküm giydirirsin, başıboş çocukluğuna.
Gidenler çoktan selam göndermişler.

Olgunsa ölmek, gitmek gerekiyor.
Sadece kendinedir, bu filmin sonu.
Tıpkı başında yaşanan ölümcül dua.
Yeryüzünü afişlemek, küçük bir adım uğruna.
Terk edildikçe büyüyen figan.
Toprağa merhamet, suyla konuşmak uğruna.
Ya da susuz kalmak, onca yağmur varken.

Acı damlamışsa şehirlere, sokaklar ürkek.
Endişem geleceğimde, seni bir anlasam.
Anlayabilsem, sebepsiz kızgınlığın, aradaki duvar.
İkimizi nasıl da birleştiriyor, mesafedeki kumar.

Sen oyna, sen kazan, razıysan,
Geleceğimin bilinmezliğinden de öteye.
Terk edip de gidenlere.
İçindeki kadından da gerilere,
Senden ansızın gelenlerle ileriye.