Posted on

İnsan Olmayı Özledim…

Sevgili Aşk!
Bak dağlara. Adını yazmış olduğum yıldızlar önümde çıldırıyor. Hani gecelerime sahipsizlik yapan acı yok mudur… Hani yalnızlık içinde geçen ömrün buhranlı tebessümü insanı delirtir ya… Lakin içimdeki artık insan değil… Kalmadı.. ve edebiyet satırları içinde gömüldü. Anlaşılır mı, anlaşılmaz mı bilemem. Ama ben yazıyorum. Sadece sessizliğime gömülerek, kendimi dinleyerek ve bazen bir çocuk gibi azarlayarak yazıyorum. Anadan, babadan uzakta, Tanrı’nın bilinmez bir çukurunda, sadece O’nunla. Çünkü bir tek O kaldı. Onu da öldürseler, nasıl durulur su. Nasıl ve nasıl anlaşılır gölgeler. İnsan nasıl dayanır, acının kendisini imha eden gölgesine. Karanlığın buz tutan hacmi yok mudur. Sevenlerin günahı nerede ağlar. Nasıl bir çöplüktür ki, kendi bilincimiz içinde rüyaların delirmesi oluruz. Yok gölge. Esirge beni kendinden. Bırak beni kendime. Ben, kendi içimde bir ben ki, bensiz kalan her benin içinde yalnızca O’dur sahnelenişim. Gerçeğin tiyatro varisi budur. Budur, kralların tacına tüküren soytarı. O soytarı ki, elinde en güzelini, en masumunu, en bilinmezini tutar. Ve aşk eder, tüm insanlığı. Dayanılmaz zulmün ortasında kalsak da, dağları yürüten bir sudur. Bir nehirdir ki, acılarımıza kaydırak olan çocukluğun geçididir. Ben özledim. Ben insan özledim. Ben sizleri özledim. Ben kendimi özledim. Ben aslında her şeyi özledim. Eskiyi, geçmişi, bilinmez salıncaklardaki halimi, kirlenmeyi, masum duygularım içinde: “Anne.” diye seslenmeyi, ben dağın zirvesine çıkıp da, yamaçlar içinde aşkımı söylemeyi özledim. Ben insan olmayı özledim. Bir kere olsun, taşımızdan, suyumuzdan, gönlümüzden, duamızdan taşan aşkın kendisi olabilmeyi. İnsan aşkı ya da sevgili aşkı. Birbirimizin aşkı ve ışığı. Umut içinde ağlayabilmeyi. Cennetin terinden damlayan tenlerin, bedenler şeklindeki halini. O öksüz çocukların yağmurlarında derin bir iç çekmeyi. Ben insan olmayı özledim. Ben sizi özledim. Belki bir hiçim, belki de ışığın kalbi. Kimine göre kabus, kimine göre umut, kimine göre de bir dünyadır, halkalar halinde aşkın kalbini açan, yalnızca sevdiğini ilahlaştıran bir Tanrı kulu. Ya da Tanrı’nın  basamaklarını kendi farkındalığı eylemiş bir zat. İşte budur, bizi sonsuza kadar aşk eyleyen sıfat.