Yazılarım

En büyük güç, insanı kör bir nefes gibi saran hiç oluşta saklı. Ben buna, erdemin onura götüren yoksunluğu diyorum. Bir anlamda, insanı soluksuz bırakan bir bağımlılık. Kendi içimizde yaşadığımız denge ve birlik duygusu, mutlak teslimiyeti de beraberinde getiriyor. İnsan dünyayı düşlüyor. Düşlediği kadar yoksun olduğu da gerçek. Zaten hayal çizgisinde saklı kalan, anlamı yerinde canlı tutan da, bu düş tortusu. İnsanın sığındığı, olabildiğine yol aldığı, ezildikçe saldırganlaştığı, çıplak kaldıkça belirginleştiği bir diziliş. Kime göre? Ya da neye göre?

Anlamlı olan, anlamın bilgeliğe erme çabasında saklı. Zaten sırlar da, mutlak evren de, kişinin kendi kişiselliğinde. Her doğuş bir diriliş sunduğu gibi, her evren de, insana özlük sunmakta. Kişiye has olan, onun manevi bütünlüğünde, düşlerinin ne kadar gerçekleşebildiğinde, düş olmadan gerçekleşmeyeceğinde saklı. Sırlar manevi anlamda insanı bütünleştirmekte ve sımsıkı sarmakta.

Yok etme eyleminde saklıdır, bazen var olmak.
Bazen yok olmak, düş kurma fikrine saplanmaktadır.

Öyleyse hangi dünyadan, ya da hangi evrenden bakmakta, dıştaki benlik. İç benliğin, geriden gelen zamanın önünde duran da, günümüz dünyası değil mi? Rüya olmak, bir anlamda boyutsuz kalabilmek. Mümkün olanın da ötesinden ilerlemek.

Hepimiz, ıslık çalma arzusuna sahip olmaya çalışan bir dizi melekten başka neyiz? Ya da, insan olma gayretinde olan bir dönüşüm. Sistemin, sanallığın, çağın ve en büyüleyici olanı da, köleliğin. Esaret veren bir yanılgının.

Yaşadığımız, zaten yaşama düşlemi.
Peki gerçekten yaşam nerede?
Biz neredeyiz?
İşte bu sorunun cevabını bulmaktır, insanı kendinde kılacak olan.

:::::::::::::::::::::::::::
:::::::::::::::::::::::::::
:::::::::::::::::::::::::::

Farkındalık Zamanından…20.12.2012

İnsan yaşadıkça gençleşen ruhunda, çocukluğunu yakaladıkça özgürleşir. Önemli olan hayata mümkün olduğunca geniş açıdan bakmak. Bir düşüncenin ya da hissin derinliğine göre hayat biçimlenir. Bu noktada kabul etmeliyim ki, derin ve büyük acılar çeken insanların yaşamları daha geç olgunlaşır. Bunu oldukça yükü olan bir trenin daha ağır ilerlemesine benzetebilirsiniz. Hafif olansa daha hızlı hareket eder. Ama siz de takdir edersiniz ki, hızda emniyet yoktur. Bir olayı sindirebilmek için doğru, yavaş ve emin adımlarla ilerleyebilmeliyiz. Yine o olayı anlayabilmek ve fark etmek insanı farkındalığa ve bilgeliğe götürür.

Kimileri bilgelik için aşkın gerekli olduğuna inanır. Ben buna bir açıdan katılmadan edemeyeceğim. Bilgelik için aşk gereklidir. Çünkü insanın ruhunun özüne doğru götürür. Ama diğer yandan aşk olmasa dahi olur. Eğer yüreğiniz uçsuz ve sonsuzsa. Bir düşünürün sözünde: Her insan özünde iyidir, onu kötü eden dış etkenlerdir… yazılıydı.

Sizin dünyaya yayacağınız frekans, sizin kaderinizi betimler. Yaradan haricindeki özgür iradedir, bu. Siz düşüncelerini evrene verdiğiniz sürece geri alırsınız. Ölüm verirseniz ölüm, yaşam verirseniz yaşam alırsınız. İyiye iyi, doğruya doğru, yanlışa yanlış, bedduaya beddeua alırsınız. Yaptığınız her şeyin karşılığı vardır. Üstelik bu karşılık sonsuz bir aynadan gelir. Her kim kalbiyle aklını temiz ve iyi niyetli bir şekilde birleştirip hareket edebiliyorsa, yaşam onun önünde tadından doyulmaz bir sofraya dönüşür.

Önemli olan bir ateşin kendisi olmaktan ziyade su olan tarafını görebilmektir. Bu yüzden artık kötülere kızmıyorum. Onlar olmasa iyiliğin farkına varılmaz. Bunu bana söyleyen taksici de genç yaşına rağmen iyi bir hayat görüşüne sahip olmuş. Çoğunuza göre taksicidir, o. Ya da bir çöpçü, simitçi. Ama ekmeğinde, alın terinde, zeki akıllı olmasına rağmen okuyamadığı için heba olmuş. Yine de kötü yolda olmamaya gayret eden. İnsanlar kimsesiz, evsiz, parası olabilir. İyinin iyisi olduğu gibi beterin de beteri vardır. Atalarımız azla yetinmeyen çoğu bulamaz lafını boşa dememişlerdir.

Ki buradan kadınlarımıza da ayrı bir not düşmeden edemeyeceğim. Kadın, insanlık tarihi boyunca ikinci plana atılsa da, özellikle Müslüman toplumunda, ya da ataerkil toplumlarda, benim için oldukça önemli bir yere sahiptirler. Gerçekten de bir erkekten de güçlüdürler. Daha hassas ve duygusal oldukları kadar annelik gibi kutsal hakları vardır. Bir kadını iyiye, güzelliğe, değere, anlama yaklaştıran anneliktir.

Çocuğunu ondaki olgun bir insanı görerek,
Ve kendi içinizde yaşayamadığınız çocuk gibi sevin.

Benim çocuğum olmasa da empati yeteneğimle bu noktayı az da olsa görebildim. Uzayın Çocukları nı çocuklar için kaleme aldım. Her ne kadar fantastik, bilim kurgu, felsefe içerse de, eğitici ve evrensel bir kitap yazdığım inancındayım. Umarım bizden sonrakilere faydalı olur.

Şunu da belirtmeden edemeyeceğim,
Yaşam hakkı verilmiş bir kişi ancak o hakkı veren varlık yargılayabilir, öldürebilir. Tanrı onu yargılamadığı sürece bize iş düşmez. Biz kimiz ki… Biz Allah karşısında neyiz. Bizim böbreğimiz ağrısa sabaha kadar uyuyamayız. Sonuçta Yaradan onu yargılayacağı zamanı hepimizden iyi bilir. Neyin günah olup olmadığını bilen yalnızca O’dur. Gerisi kendini âlim zanneden şarlatanlardan farksızdır. Bu tarz kişiler insanlar üzerinden para kazanıp, dini zenginlik aracı edinip, ibadeti paraya çevirmiş kişilerdir. Her din maalesef bu şekildedir. Bu yüzden açıkça söylemeliyim ki, benim dinim Allah’tır. Tanrı’dır. Yüce’dir. Siz O’na ne şekilde hitap etmek istiyorsanız, O kelimedir. İster sevişin, ister küfredin, isterse hissedin.

O’na yüreğinizle açıldığınız zaman, pes etmeden çabaladığınız zaman, er ya da geç size cevap verilecektir. Bu konunun yukarıda bilimsel, diğer yandan ruhsal açıklamasını yaptım. Tabii bunlar kendime göre. Yanlışım ya da eksiğim varsa siz kendi içinizde tamamlayın. Umarım size bir nebze olsun umut verebilmişimdir. Hepimizin yaşadığı bir cehennem olacak ki, cennetin ne kadar kıymetli olduğu anlaşılsın. Hepimizin kaybolduğu zamanlar olmuştur ki, kendimizi bulduğumuz gerçeğini algılayabilelim.

Herkes hayata bir yerden sarılmaya başlar. Yaşamda yapılan icatlar, keşifler, bizlerden çıktığı için bizlerle ilgilidir. Kimileri kendini bir futbol maçında, kimileri içki şişesinde, kimileri daha berbat yerlerde, kimileri evinde ve işinde, gerçek olansa kendinde bulur. Hepimiz kendimiz olabildiğimizde, kendi içimizdeki bize kavuşacağız.

Doğru olan doğruyu biliyor zaten. Herkes kapıyı açmak için anahtarı bulmak zorunda. Uzun lafın kısası bu…

Kudret Alkan
Saygı ve Sevgilerimle…
20.10.2012

Bir Cevap Yazın